www.Dersanlat.blogcu.com

Edebiyat

1/11/2008 · Kategori: Edebiyat

Kaynağını geleneklerden, halkın kültüründen alan bir edebiyattır. Halk Edebiyatı üç bölümde incelenir: a) Aşık Edebiyatı b) Tekke Edebiyatı (Tasavvuf Edebiyatı) c) Anonim Halk Edebiyatı
Aşık Edebiyatı : Aşık edebiyatının kaynağı, İslamiyet’in kabulünden önceki Sözlü Edebiyat’tır. O günden bu güne devam etmektedir. Önemli özellikleri şunlardır:
1) Nesirden çok şiirin görüldüğü sözlü bir edebiyattır. (Nesir : Düz yazı)
2) Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
3) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini “cönk” dedikleri yassı defterlerde toplamışlardır.
4) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.
5) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
6) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.
7) Nazım birimi dörtlüktür.
Koşma, semai, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
9) Hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarına ağırlık verilmiştir.
10) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
11) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
12) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.
13) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
14) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.
15) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.
16) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.
17) Divan Edebiyatı’nda görülün kalışlaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı’nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.
1 Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı’nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı’nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı’nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır.
19) Şiirler, işlenen konulara göre “koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt” gibi adlar alır.
20) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.
21) Aşık Edebiyatı’nın yüzyıllara göre en önemli temsilcileri şunlardır:
16. yüzyıl: Köroğlu, Kul Mehmet, Aşık Garip, Aşık Kerem
17.yüzyıl: Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer, Kuloğlu, Ercişli Emrah
18.yüzyıl: G evheri
19.yüzyıl: Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati
20.yüzyıl: Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet, Aşık Murat Çobanoğlu, Aşık Reyhani, Aşık Şeref Taşlıova.
NOT : 19. yüzyıl halk şairlerinden Dadaloğlu, Divan şiirinden etkilenmemiş, böylece aynı yüzyıldaki Halk şairlerinden ayrı yol izlemiştir.

Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı : Dini konuların öne çıktığı bir edebiyattır. En belirgin özellikleri şunlardır:
1) Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir.
2) Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.
3) Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.
4) Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
5) Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.
6) İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
7) Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.’na göre sadedir.
Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:
12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi
13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli
14.yy.kaygusuz Abdal
15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi
16.yy.: Pir Sultan Abdal
17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi
18.yy.: Sezai
19.yy.: Kuddusi, Turâbi

Anonim Halk Edebiyatı : Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Özellikleri şunlardır:
1) Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
2) Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
3) Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
4) Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
5) Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
6) En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
7) Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.

ŞİİR
İçinde bulundurduğu ses, anlam, ritm ve gizemle insanın gönül dünyasına hitap eden eserlere şiir denir.
Şiir, çoğu kez onunla aynı sanılan nazım kavramından değişik anlamlar içerir. Nazım, ölçülü ve kafiyeli sözlere verilen addır. Nazım ile oluşturulmuş şiirler olabileceği gibi, her nazmın da şiir olmadığını bilmek gerekir.
Şiirde hayal, duygu ve düşünce unsurları önemli yer tutar. Bunlardan mahrum bir şiir düşünülemez.
Şiir, manzum, yani ölçülü ve kafiyeli olabileceği gibi, ölçüsüz de yazılıp söylenebilir. Ölçüsüz yazılmış şiirlere serbest nazım (serbest şiir) adı verilir.
Şiirler işledikleri konular bakımından altıya ayrılır:
1- Epik Şiir: Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzuncu şiirlere denir. Aynı anlamda destanî şiir, hamâsî şiir, kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.
(Mohaç Türküsü – Y.Kemal Beyatlı, Mehmetçik – Fazıl Hüsnü Dağlarca – Üç Şehitler Destanı’ndan)
2- Lirik Şiir : İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. ( Divan ed. Da özellikle gazeller, murabbalar, şarkılar; halk ed. Da koşmalar, semailer lirik şiir türüne örnektir. ) (Lir: Bir çeşit saz. Rebâbî de denmiş. )
3- Pastoral Şiir : Doğa güzelliklerini, orman, dağ, yayla, köy ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Pastoral sözcüğü “çobanlara ilişkin” demektir. Türkçe’de bu anlamda râiyâne, rüstâî terimleri de kullanılmıştır. Batı ed. Da doğrudan doğruya doğa manzaralarını canlı bir biçimde anlatan şiirlere idil, konuşma biçiminde yazılan pastoral şiirlere de eglog denir.
(Bingöl Çobanları – Kemalettin Kamu)
4- Didaktik Şiir : Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Türk Ed.da ta’limî terimi de kullanılmıştır. Manzum hikayeler ve fabllar bu bölüme girer. (Seyfi Baba – M.Akif Ersoy, Karga ile Tilki – Orhan Veli)
5- Dramatik Şiir : Manzum olarak yazılmış tiyatro eserleri bu bölüme girer. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir. Bu şiirler genellikle acıklı ya da korkunç olayları anlatırlar. Anlattıkları konuyu okuyucunun gözünde canlandırırlar. Dramatik manzumeler anlattıkları konulara göre şu çeşitlere ayrılır: Trajedi, komedi, dram. (Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek’in bu türde eserleri vardır.)
6-Satirik Şiir : Toplumsal düzensizlikleri, kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, mevki düşkünlüğü gibi huylar; devlet yönetimindeki umarsızlık, çıkarcılık ve beceriksizlikleri anlatan bunları yeren şiirlere denir. Divan ed.da hicviyeler, halk ed.da taşlamalar bu şiir türünün en güzel örnekleridir. Şeyhi, Bağdatlı Ruhi, Nef’i, Ziya Paşa güzel örnekler vermişlerdir.


ŞİİRİN UNSURLARI
1- Şekil Unsurları
a) Nazım birimi
b) Nazım şekli
c) Ölçü (Vezin)
d) Kafiye – redif
2- Muhteva Unsurları
a) Konu ve tema
b) Dil ve anlatım
ŞİİRİN ŞEKİL UNSURLARI

Nazım Birimi : Şiiri oluşturan mısra gruplarına denir. Nazım birimi şiiri oluşturan yapı taşlarından biridir. Şiirdeki her bir satıra mısra denir. Tek mısralık dizelere mısra-ı âzâde denir.
Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur. (Ş.Yahya)
Şiir içindeki mısraların kümelenmesinden meydana gelen nazım birimi; kümede bulunan mısraların sayısına göre ad alır. İki mısralık öbeklere beyit; dört mısradan oluşanlara kıta veya dörtlük; üç, beş, ve daha fazla mısralı öbeklere bent denir.
Nazım Şekli : Kafiye örgüsüne ve mısra sayılarına göre manzumelerin aldığı biçime, sundukları görünüme nazım şekli denir.
KLASİK EDEB NAZIM ŞEKİLLERİ: Gazel, murabba, mesnevi, terkib-i bent, terc-i bent, rübai, kaside, tuyuğ, müstezat... (Lise yıllarında genişçe işlenecek.)
TANZ.SONRASI TÜRK EDB. NAZIM ŞEKİLLLERİ: Sone, terza-rima, serbest nazım, çarpraz kafiye, sarma kafiye, düz kafiye... (Lise yıllarında genişçe işlenecek)
HALK EDB.NAZIM ŞEKİLLLERİ: Koşma, semai, varsağı, türkü, mani, ilahi, nutuk, şathiye, ağıt, kalenderi...

HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ :
1) Aşık Edebiyatı Nazım Şekilleri :
A) Koşma : Aşık Edebiyatı’nın en sevilen ve en yaygın olarak kullanılan şiir biçimidir. Dörder mısralık bölümlerden oluşur. Dörtlük sayısı genelde üç ile beş arasında değişir. Altı dörtlükten oluşan koşmalar da vardır. 11’li hece ölçüsüyle oluşturulur. Sözlü Türk Edebiyatın’daki koşuk nazım şeklinin devamı niteliğindedir. Koşmalarda değişik kafiye örgüleri kullanılır. En yaygın kafiye örgüsü: abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb cccb ... veya; xaxa bbbc ccca ddda... şeklindedir. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Koşmalar konu yönünden Divan Edebiyatı’ndaki Gazel ve şarkı’ya benzer. Türk Edebiyatı’nın tanınmış koşma şairleri Karacoğlan, Bayburtlu Zihni, Aşık Ömer ve Erzurumlu Emrah’tır. Koşmalar konularına göre dört çeşittir:
1) Güzelleme: İnsan, hayvan ve tabiat güzelliklerinin anlatıldığı koşmalara denir.
2) Koçaklama: Yiğitçe bir anlatımla söylenen, kahramanlık ve savaş konulu koşmalardır.
3) Taşlama: Toplumun ve insanların eksik yönlerinin ele alınarak, bunların eleştirildiği koşmalardır. Aynı konunun işlendiği şiirler Divan Edebiyatı’nda hiciv olarak adlandırılır.
4) Ağıt: Ölüm ve doğal afetler üzerine özel bir ezgiyle söylenen koşmalardır. Ölüm konulu şiirlere Sözlü Türk Edebiyatı’nda Sagu, Divan Edebiyatı’nda Mersiye adı verilir.

B) Semai: Genellikle aşk ve doğa konusun işlenir. Kafiye düzeni ve dörtlük sayısı bakımından Koşmaya benzer; fakat semailerde 8’li hece ölçüsü kullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi vardır. Karacoğlan’ın semaileri ünlüdür.
C) Varsağı: Biçim bakımından Semai’ye benzer. 8’li hece ölçüsü kullanılır. Toroslar’da yaşayan Varsak boyuna özgü olduğu ndan veya çıkış yeri burası olduğu için bu adı almıştır. Yiğitlik, meydan okuma, vuruşma gibi konular işlenir. Ayrıca varsağının söylenişi, semaiye göre daha yiğitçedir. “Hey, Bre” gibi seslenmeler görülür.

2) Tekke Edebiyatı Nazım Şekilleri

A) İlâhi: Allah aşkının anlatıldığı, belli bir tarikata bağlı olmayan şiir türüdür. Değişik tarikatlara göre “deme, nefes, âyin” gibi adlar alır. Özel bir ezgiyle okunur. Şekil olarak Koşma biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Genelde 7’li hece ölçüsü kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.
B) Nutuk: Tekke Edebiyatı’nda tarikata yeni giren müridleri bilgilendirmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
C) Devriye: Evrenin ve insanın Allah’tan geldiğini ve yeniden Allah’a döneceğini anlatan şiirlerdir.
D) Şathiye: İnançlar üzerine şakalı bir biçimde yazılan şiirlerdir. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.

3) Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

A) Mani : Anonim Halk Edebiyatı7nın en yaygın şiir biçimidir. Genelde tek dörtlükten oluşur. 7’li hece ölçüsüyle söylenir. Bazı manilerde farklı ölçüler kullanılmıştır. Kafiye düzeni aaba (aaxa) şeklindedir. İlk iki mısra doldurma niteliğindedir. Asıl anlatılmak istenen son iki mısrada söylenir. Başka bir deyişle ilk iki mısranın,son iki mısrayla konu yönünden değil, ölçü ve kafiye yönünden benzerliği vardır. Genelde doğa, aşk, kıskançlık, yalnızlık, güzellik konuları işlenir. Bazı maniler, eş sesli kelimelerle kafiyelenebilir. Böyle manilere cinaslı veya ayaklı mani denir. Bazı manilerde ise asıl dörtlüğe, iki mısra eklendiği görülür. Bu tür manilere artık mani veya yedekli mani denir.
B) Türkü: Belirli bir biçimi yoktur. Çağdan çağa, yöreden yöreye, ezgisinde ve dizilişinde değişiklikler görülür. Her zaman bir ezgiyle söylenir. Ezgisine göre hoyrat, bozlak gibi adlar alır. Ana dizelerle bunlara eklenen ve devamlı yinelenen bölümlerden oluşur. Asıl bölüm olan ana dizeler, dize sayısına göre üçleme, dörtleme, beşleme gibi adlar alır. Yinelenen bölümlere kavuştak veya nakarat denir. Çoğunlukla 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılır. Doğa sevgisi ve toplumu ilgilendiren genel konular işlenir. Toplumu etkileyen bir olay neticesinde türkü meydana getirmeye türkü yakmak denir.
C) Ninni: Annelerin, çocuklarını uyutmak için bir ezgiyle söyledikleri nazım şeklidir. Genellikle dörtlüklerden oluşur. 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır. Bazı ninnilerde hece ölçüsüne dikkat edilmediği görülür. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Bazen aaaa, bbba... bazen aaab, cccb... şeklinde kafiye düzeni görülür. Annenin çocuğuna olan sevgisini, çocuğun geleceğiyle ilgili düşünceleri, yürümesi, konuşması, okuması, meslek sahibi olması, yalnızlıktan çekilen sıkıntı, gurbetteki kocaya duyulan özlem dile getirilir.
D) Ağıt: Ölenlerin arkasından duyulan üzüntünün dile getirildiği şiirlerdir. Dörtlüklerden oluşur. 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Genellikle uzun hava ve kırık hava denilen ezgilerle terennüm edilir. Ölenin ailede ve toplumda bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin hatıraları, dostluk, yiğitlik konuları ele alınır. Koşmanın bir çeşidi olan ağıtla karıştırılmamalıdır. Aşık Edebiyatı’ndaki ağıtın söyleyeni bellidir.

Anonim Halk Edebiyatının Diğer Ürünleri :

1) HALK MASALLARI: Toplumun beğenisini, düşünüş tarzını, geleneklerini, dünya görüşünü kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktaran ürünlerdir. Çoğunluğu olağanüstü olaylarla doludur. Kaf dağı gibi olağanüstü coğrafi unsurlar; dev, yedi başlı canavar, ev büyüklüğünde kuş gibi olağanüstü yaratıklar vardır. Masallarda yer ve zaman kavramı belli değildir. Masalların anlatımında genellikle –miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır. Söyleyeni bilinmeyen bu ürünler, kulaktan kulağa günümüze kadar gelmiştir. Masallarda iyilik, doğruluk, yardımlaşma öğütlenir. Bu nedenle masalla, didaktik eserlerdir. Masalların özellikle başında, bazen de ortasında ve sonunda tekerleme denilen kafiyeli sözle kullanılır. Türk masallarının sonunda, genellikle iyiler ödüllendirilir. Kırk gün, kırk gece düğün yapılır. Kötüler ise ya kırk katır ya da kırk satır cezasına çarptırılır.
Türk masalları ile ilgili ilk çalışmayı İgnoş Kınoş adlı Macar Türkolog yapmıştır. Sözlü gelenekte gelişen masallar, sonradan kitap haline getirilmiştir. Türk Edebiyatı’nda masal derleme konusunda en ciddi çalışmayı yapan Eflatun Cem Güney’dir. Masallardan etkilenerek günümüzde çocuk hikayeleri doğmuştur.

2) TEKERLEMELER: Ses ve kelime benzerliğinden yararlanılarak oluşturulan yarı anlamlı, yarı anlamsız, hoş söyleyişli sözlerdir. Tekerlemelerde vezin,kafiye, seci ve aliterasyonlardan yararlanılır. Duygu, düşünce ve hayaller, tezata, abartmaya, güldürmeye, tuhaflığa ve şaşırtmaya dayalı olarak ustalıkla anlatılır. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere, tepe düz gitmiş. Altı ay, bir güz gitmiş...

3) EFSANELER: Tarihi olaylar örülmüş, içlerinden olağanüstü durumla ve kişiler bulunan eserlerdir. Efsanelerde halkın hayal gücü, tarihi olayları akıcılık ve olağanüstülüklerle süslemiştir. Narlıgöl Efsanesi, Ağlayan Kaya Efsanesi...

4) HALK HİKAYELERİ: Destanların, zaman içerisinde biçim ve öz değişikliğine uğramasıyla oluşan ürünlerdir. Halk hikayelerinde olağanüstü unsurlar azalmış, kişiler ve olaylar doğal boyutlarına gelmiştir. Tek olay çevresinde gelişen halk hikayeleri olduğu gibi, kişi ve olay sayısı çok halk hikayeleri de vardır. Bu hikayeler âşıklar ve yaşlılar tarafından anlatılır. Halk hikayelerinde nazım nesir karışıktır. Halk hikayeleri konularına göre dört çeşittir.
a) Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...
b) Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler...
c) Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikayesi
d) Destani Halk Hikayeleri: Dede Korkut Hikayeleri

NOT : Halk hikayeleri, destan ile roman arasındaki aşamanın ürünüdür.
NOT: Destan geleneğinden Halk hikayeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikayeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikayeleri özel bir önem taşır. Dede Korkut Hikayelerinin en önemli özellikleri şunlardır:
1) Asıl adı “Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” şeklindedir.
2) 12, 13 ve 14.yy.da Doğu Anadolu’da ve Azerbeycan’da yaşayan müslüman Oğuz boylarının geleneklerini, göreneklerini, iç mücadelelerini, doğa üstü güçlerle, yaratıklarla savaşmalarını ele alır.
3) 14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.
4) Toplam on iki hikayeden oluşur.
5) Şiir ve düzyazı (nazım-nesir) karışık oluşturulmuştur.
6) Hikayelerde az da olsa masal ve destan unsurları görülür.
7) Çok temiz, güzel ve zengin bir kullanılmıştır.
Anlatım açık, yalın ve durudur. Kesinlik ifade eder.
9) Hikayelerde en önemli meziyet kahramanlıktır.
10) Aileye, çoğalmaya, kadına, çocuğa ve çocuk terbiyesine büyük önem verilir. Kadınların ailenin en önemli unsuru olduğu vurgulanır. Önsözünde dört ayrı tadın tipi çizilir.
11) Bütün hikayelerde dini unsurlar (namaz kılma, dua etme, arı sudan abdest alma) görülür.
12) Kahramanlar dövüşlerini, Allah ve peygamber sevgisi için yapar.
13) Türk milletinin karakteristik özellikleri; doğruluk, adelet, güzellik yüceltilir.
14) Misafirperverlik ve cömertlik insanların ortak özelliğidir.
15) At, ağaç, su , yeşillik kısaca tabiat çok sevilir.
16) Kahramanların en büyük yardımcısı atlardır.
17) Kadınlar, eşlerine karşı aşırı saygılı ve itaatkârdır. Eşler de kadınlarına önem verir, iyi davranır.
1 Hikayelerde, birçok öğüt vardır. Bu nedenle bu hikayeler didaktiktir.
19) Hikayelerde yaşanan olayların tarihi bilgilerle ilgisi vardır.
20) Hikayelerde geçen ve hikayeler adını veren Dede Korkut; yaşlı, herkesin saygı gösterdiği, hakanların bile akıl danıştığı, çocuklara isim koyan, eğlencelerde kopuz çalıp şiirler söyleyen, kırgınlıkları gidermede aracılık eden kişidir.

NOT: Dede Korkut Hikayeleri’nin bir nüshası Almanya’da Dresden Kütüphanesi’nde; bir nüshası Vatikan Papalık Kütüphanesi’ndedir. Dede Korkut Hikayeleri ile olarak Türk Edebiyatı’nda ilk çalışmayı yapan Kilisli Muallim Rıfat’tır.

5)FIKRALAR : Batı Edebiyatı’ndan gelen gazete ve dergi yazısı fıkradan önce, bizim edebiyatımızda bir tabiat ve topluluk gerçeğini , toplumdaki aksaklıkları, hatalı davranan kişileri güldürücü ve düşündürücü bir şekilde anlatan küçük hikayeler vardır. Bunlara da fıkra denir. Fıkralarda güldürmenin yanında yol göstericilik de söz konusudur. Halk fıkralarının en tanınmışları şunlardır: Nasrettin Hoca fıkraları, Karadeniz (Laz, Temel) fıkraları, İncili Çavuş fıkraları, Bektaşi fıkraları...

6) KARAGÖZ : Geleneksel Türk Tiyatrosu ürünlerindendir. Manda ve deve derisinden yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla sahnedeki perdeye yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge oyunudur. Bu nedenle bazı kaynaklarda “Hayal-i Zıl” şeklinde de adlandırılır. Ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan kimseler, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz; okumamış, hazır cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna göre cevaplar veren kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve yarı aydın kişileri temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar perdenin arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu nedenle Karagöz oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun oynatıldığı perdeye “hayal perdesi” denir. Cumhuriyet döneminin son büyük Karagöz ustası Hayali Küçük Ali’dir.
Karagöz oyunu dört bölümden oluşur:
1) Öndeyiş ve giriş: Sahneye göstermelik denen bir resim konulur.
2) Muhavere: Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı konuşmaları
3) Fasıl (Asıl oyun)
4) Bitiş: Oyunun sonunda hatalar için özür dilenen ve bir sonraki oyunun yerinin belirtildiği bölümdür.

7) ORTAOYUNU: Meydanda, Kavuklu ve Pişekâr adı verilen kahramanların oynadığı oyundur. Yazılı bir metin yoktur yani tuluata dayanır. Halkın ortak malıdır. Oyunların güldürme unsurları karşılıklı konuşmalardaki söz oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar ve yöresel konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile Kavuklu’nun; Pişekar ile Hacivat’ın bütün özellikleri aynıdır. Karagöz ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz’ün perdede, Orta Oyun’un meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı kişilerle oynanırken Karagöz’de tasvirlerin gölgesi oynatılır.

BİLMECELER: Herhangi bir şeyin, bazı niteliklerini belirterek, ip ucu vererek adını gizli tutmak ve ne olduğunun bilinmesini istemektir. Çoğu ölçülü, kafiyeli, aliterasyonlu ve cinaslı olan bilmeceler birer söz oyunu niteliğindedir. Bilmecelere Divan Edebiyatı’nda Muamma adı verilmiştir. Manisa’dan, Tire’den, şimdi geçti buradan. (Rüzgar). / Burdan vurdum kılıcı, Halep’ten çıktı ucu. (Şimşek)

9) ATA SÖZLERİ : Atalarımızın çeşitli olaylardan edindikleri tecrübeler ve aldıkları derslerle söyledikleri öğüt verici, yol gösterici özlü sözlerdir. Ata sözlerinde genellikle geniş zaman kipi kullanılır. Didaktik özellikler taşıyan ata sözleri hem gerçek, hem de mecaz anlam taşır. Bol zamanda dar harcanan, dar zamanda bol harcanır.

10) DEYİMLER: En az iki kelimeden meydana gelen, genellikle mecaz anlamlı söz gruplarına denir. Deyimlerde soyut kavramlar, somut varlıklarla anlatılır. Açıkgöz, boşboğaz, kafa patlatmak, burun kıvırmak...

**********************

ÖLÇÜ (VEZİN) : Nazımda âhenk meydana getirmek amacıyla mısralardaki hece sayılarının ya da ses değerlerinin birbirine eşitlenmesine ölçü denir. Üçe ayrılır:

1-Hece Ölçüsü: Mısralardaki hece sayılarının birbirine eşit olmasına dayanan bir sistemdir. İlk mısrada kaç hece varsa, diğer mısralarda da ancak o sayıda hece bulunmalıdır. Hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde bir mısrada, vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu yerlere durak denir. Mesela 11’li hece vezninde duraklar 4+4+3=11 veya 6+5= 11 olabilir. Duraklar oluşturulurken sözcük bölünmez. Halk ed. Ürünlerinin tamamına yakını hece ölçüsüyle yazılmıştır. Türk Ed. da 5’li hece ölçüsünden 20’li hece ölçüsüne kadar her ölçü kullanılmıştır. Yaygın olanı 7’li, 8’li ve 11’lidir. Türk dilinin doğal ölçüsü hece ölçüsüdür. Eskiden, hece ölçüsüne vezn-i benan (parmak hesabı) denmiştir. Bunun sebebi bazı Divan şairleri, hece ölçüsünü, “parmak hesabı” diyerek küçümsemişlerdir.
Hece ölçüsü genellikle İslamiyet’ten önceki Türk Edb.’da ve Halk Edb.’da kullanılmıştır. Fakat 18. yy. Divan şairi Nedim’in hece ölçüsüyle yazılmış bir koşması vardır.
Hece Ölçüsünde Kalıpların Kullanılışı:
1. İkili, üçlü, dörtlü, beşli kalıplar genellikle atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler ve türkülerin kavuştak bölümlerinde kullanılır. Bazı ilahilerde de bu kalıp kullanılmıştır.
2. Altılı kalıp ilahi ve nefes türlerinde görülebilir.
3. Yedili kalıp genellikle manilerde kullanılmıştır.
4. Sekizli kalıp daha çok semai ve varsağılarda kullanılmıştır.
5. Dokuzlu kalıp atasözleri ve deyimlerde görülür.
6. Onlu kalıp da atasözleri ve deyimlerde görülür. Az da olsa türkülerde kullanılmıştır.
7. Onbirli kalıp en çok kullanılan kalıplardandır. Daha çok koşma ve destanlarda örülür. Cumhuriyet döneminde de kullanılmıştır.

2- Aruz Ölçüsü: Mısralardaki ses değerlerinin birbirine eşit olmasına dayanan bir ölçüdür. Ses değerlerini eşitleme işleminde, kısa (açık) ve uzun (kapalı) heceler hareket noktası olarak kabul edilir. Mısralardaki hecelerin ses değerleri simetrik olarak birbirine eşitlenir. Divan ed.da tüm nazım ürünleri bu ölçüyle yazılmıştır. Arap Ed.dan gelme bir ölçüdür. (Geniş bilgi için kaynaklara bk.)

3- Serbest Ölçü: Mısraların sıralanmasında hiç bir ölçüyü kullanmayan şekildir. Hiçbir kurala bağlı değildir. Serbest vezin Cumhuriyet sonrası şiirimizde; özellikle de Garip hareketleriyle birlikte çok kullanılır olmuştur.

Kafiye ve redif:Mısra sonlarında, farklı kelimelerdeki ses (harf) benzerliğine kafiye denir. Kafiyenin oluşabilmesi için mısra sonundaki kelimelerde şu özellikleri aramak gerekir:
a) Ses benzerliği olan kelimelerin farklı kelimeler olması gerekir.
b) Ses benzerliği olan kelimelerin yazımının aynı olması gerekir.
Altın da bir pula olur mu kabil
Ehli ile konuş olasın ehil
Cahille konuşma olursun cahil
Kişi ayarından düşer mi düşer
Yukarıdaki şiirde "il" seslerinde kafiye vardır. Ses benzerliğindeki seslerde, ses sayısının artmasına göre kafiye çeşitli kısımlara ayrılır:
a) Yarım Kafiye: Mısra sonlarında tek ses benzeşmesine dayanan kafiye türüdür. Aslında, bu benzeşmenin sessiz harflerde olması gerekir. Halk edebiyatında yarım kafiye çok kullanılmıştır.
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin eve dönsek de
b) Tam Kafiye: Mısra sonlarında iki sesin benzeşmesine dayanan kafiye türüdür.
Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak
Adamlığın yolu nerdense bul da girmeye bak
c) Zengin Kafiye: Mısra sonlarında üç ve daha fazla sesin benzeşmesiyle meydana gelen kafiye çeşididir.
Her şey akarsu, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir
Not (1): Kafiye olan sesli harflerin üzerinde uzatma işareti "^" varsa, bu sesliler tek ses değil iki ses olarak kabul edilir ve buna göre de kafiye türü değişir.
Mesela İstiklâl Marşı'nın yedinci kıtasındaki

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Cânı cananı bütün varımı alsın da Hüdâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ
"da" seslerinde tam değil, zengin kafiye vardır.
Not (2): Tunç kafiye olarak adlandırılan kafiye türünü bazı edebiyatçılar kabul ederken, bazıları da kabul etmez. Bu sebeple Tunç kafiye kimi kitaplarda anlatılırken kimi kitaplarda hiç değinilmez. Fakat çoğu edebiyatçı bunu farklı bir kafiye türü olarak kabul etmez ve Zengin kafiyeye dahil eder.Farklı bir kafiye türü olmadığını kabul etmemekle birlikte bu kafiyenin de tanımını bilmekte yarar var:

Tunç Kafiye: En az üç sesten oluşan bir ya da daha çok kelimenin diğer mısraların içinde geçmesiyle oluşan kafiye türü olarak tanımlanır.
Mesela:
İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya
mısralarında bu özellik görülebilmekte ama zengin kafiyeden bir farkı olmadığı açık..

d) Cinaslı Kafiye: Okunuşları ve yazılışları aynı ancak anlamları farklı olan kelimelerle yapılan kafiye çeşididir. Tunç kafiye sesteş kelimelerle yapılır.
Niçin kondun a bülbül
Dalımdaki asmaya
Ben yârimden vazgeçmem
Götürseler asmaya
Yukarıdaki şiirde, ikinci mısrada asma kelimesi "üzüm veren bir bitki"; dördüncü mısrada ise "öldürmek" anlamında kullanılmıştır.

REDİF

Redifin tanımını yapmadan önce şunları bilmek gerekir:
* Redifler daima mısranın en sonunda bulunur, yani kafiyeden sonra gelir.
* Redifin olduğu her yerde mutlaka kafiye de vardır. Bu sebeple redifin bulunduğunu gördüğünüz her yerde kafiyeyi de bulmaya çalışınız. Redif: Mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin, ya da anlamları aynı olan kelimelerin tekrarlanmasına redif denir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere iki tür redif vardır:
a) Ek Halindeki Redifler
b) Kelime Halindeki Redifler

a) Ek Halindeki Redifler: Eş görevli eklerin tekrarlanmasıyla oluşan rediflerdir. Türkçe'deki yapım ve çekim eklerini kavramadan, ek halindeki redifleri kavramanız mümkün olamayacaktır. Eğer bu konularda bir eksiğiniz varsa, önce bunları tamamlamanız ve ondan sonra ek halindeki redifleri kavramak için çaba sarf etmeniz gerekir.Fakat, ek halindeki rediflerin çoğu, kelimeye bağlanan ekler olduğundan bu konudaki genel kaide: "Kelimenin köklerinde kafiye, eklerinde ise redif vardır." şeklindedir. Bu kural bilinerek mısraya bakılırsa ek halindeki rediflerin yüzde doksanı mısrada tahmin edilebilir. Ancak bu kaide her zaman geçerli olmadığından yine de "ekler" konusunda bilgi sahibi olunması konunun kavranması açısından gereklidir.
Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı
Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı
Yukarıdaki beyitte, "ı" sesleri, ismin -i hali olduğundan yani, her ikisinin de görevi aynı olduğundan rediftir. Kelimenin köklerinde ise "ark" sesleri benzeştiğinden bunlar da zengin kafiyeyi oluşturur.Bu beyite pratik yoldan yaklaşırsak: Beyitin birinci mısrasında, kafiyeye söz konusu olan kelimenin kökü "çark", ikinci mısrada ise kelimenin kökü "fark"tır. Dolayısıyla, "ı" seslerinin ek olduğu için redif olduğunu pratik yönden söyleyebiliriz. Kelimenin köklerinde kafiye bulunduğundan "ark" seslerinde de zengin kafiye vardır. Fakat, bu pratik yol her zaman işlemeyebilir:
Kokuyor burnuma Sivr'alan köyü
Serindir dağları soğuktur suyu
Yâr mektup göndermiş yadigâr deyi
Gözünün yaşını sil deyi yazmış

Yukarıdaki dörtlükte, kelimelerin kökleri "köy", "su", "de" dir. Görüldüğü gibi kelimelerin köklerindeki sesler aynı değildir. Acaba burada "y" sesi kafiye olarak mı yoksa redif olarak mı alınacaktır? Oysa, çözüm çok basittir."y" sesi birinci mısrada kelimenin köküne dahil olurken, ikinci ve üçüncü mısralarda yardımcı ses (kaynaştırma ünsüzü)'tir. Yani "y" seslerinin görevi farklıdır. Bu durum da kafiye tanımına uygun olduğundan kafiye olarak kabul edilecektir. Aynı durum İstiklal Marşı'nın üçüncü kıtasında görülmektedir:
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Yukarıdaki dörtlükte ise, kelimelerin kökleri:
"yaş", "şaş", "aş" ve "taş" kelimeleridir. Burada da kelimelerin köklerinden sonra
gelen "a" sesleri kafiye olarak mı yoksa, redif olarak mı alınmalı sorusu akla takılmaktadır. O halde, bu köklere eklenen "a" sesinin görevinin ne olduğunu incelemek gerekir:
İlk mısrada: yaş - a - r - ı - m
kök yapım eki geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki
İkinci mısrada: şaş - a - r - ı - m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki
Üçüncü mısrada: aş - a - r - ı - m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki
Dördüncü mısrada: taş - a - r - ı - m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil şh.

Yukarıda da görüldüğü gibi ilk mısradaki "a" sesi ile diğer "a" seslerinin görevleri farklıdır. Bu özellik sebebiyle, "a" seslerinin kafiye olarak alınması gerekir.
b) Kelime Halindeki Redifler: Aynı anlamdaki kelimelerin tekrarlanmasıyla meydana gelen rediflerdir. Bu tür redifleri mısralarda görebilmek oldukça kolaydır:
Doğru söylerim halk razı değil
Eğri söylerim Hak razı değil.
Yukarıdaki beyitte "razı değil" kelimeleri redif, ondan önceki "k" sesleri ise yarım kafiyedir.
Bir başka örnek:
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz
Yukarıdaki beyitte "böyle bir söz" kelimeleri redif, ondan önceki "öyle" sesleri ise zengin kafiyedir. Bir başka örnek:
Kimsesiz hiç kimse yok, var herkesin bir kimsesi
Kimsesiz kaldım meded, ey kimsesizler kimsesi
Yukarıdaki beyitte "kimsesi" kelimeleri redif, ondan önceki "r" sesleri ise zengin kafiyedir..
Son olarak şuna da dikkati çekmek gerekiyor:
Kelime halinde bulunan rediflerden hemen önce, ek halinde redif de bulunabilir. Böylece, ek halindeki redifle kelime halindeki redif arka arkaya gelebilir:
Elimi beş yerinden, dağladı beş parmağın,
Bağrımda yanmadık bir yer bırakmadan git
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan, ardına bakmadan git!
İkinci ve dördüncü mısralarda hem ek halinde redif, hem de kelime halinde redif bulunmaktadır. Yukarıdaki mısralarda "madan" ekleri "zarf-fiil"dir.

Kafiye Örgüsü (Düzeni)

Bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye örgüsü denir. Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de harflerle gösterilir. Çeşitleri şunlardır:
1)Düz Kafiye : aabb biçiminde gösterilir. Birinci mısra ile ikinci mısranın , üçüncü mısra ile dördüncü mısranın birbiriyle kafiyeli olmasına denir. Aaab veya aaaa şeklinde de olur. Diğer adı mesnevi tarzı kafiyedir.
2)Çapraz Kafiye: Mısraların abab şeklinde kafiyeli olmasına denir. (abab, cdcd, efef, ghgh..) Genelde halk şiirinde görülür.
3)Sarmal Kafiye : Mısraların abba, cddc... şeklinde kafiyeli olmasına denir. İtalyan Edebiyatından gelen sonelerde görülür.
4)Mani Tarzı Kafiye : Dörtlükte birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyeli, üçüncü mısra serbesttir. Aaxa veya aaba
5)Koşma Tarzı Kafiye: Dörtlüklerin ilk üç dizeleri kendi içinde, dördüncü dizeleri de şiirin tümünde kafiyelidir. Bazen ilk dörtlükte çapraz kafiye kullanıldığı görülür.
Aaab, cccb, dddb, eeeb, fffb
Abab, cccb, dddb, eeeb, fffb...
Xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea..
6)Örüşük Kafiye : İtalyan Edebiyatı’ndan gelen terzarimalarda görülür. Önceki üçlüğün ortasındaki dize ile, bir sonraki üçlüğün kenarındaki dizeler kafiyelidir.
Aba, bcb, cdc, ded...

MUHTEVA UNSURLARI
Konu ve Tema : Şiirin anlattığı duygu, durum ya da olaya konu denir. Her duygu ve durum şiirin konusu olabilir. Bir deniz manzarası, sokakta simit satan adam, insanın iç dünyası, savaş vb. her durum şiirde anlatılabilen konulardır.
Şairin konuyu ele alış biçimine, o konu çerçevesinde okuyucuya vermek istediği düşünceye ya da şiirinde savunduğu teze tema adı verilir. Aynı konuda yazılmış şiirleri birbirinden ayıran unsur temadır.
Dil ve Anlatım : Şiirdeki kelime, kelime grubu, cümle, cümlecik gibi anlamlı ses topluluklarının tümüne dil denir. Bilinen gramer parçalarından oluşan dil, üslup ile orjinal hale gelir. Şairin anlatım yaparken seçtiği kelime vb unsurlar onun üslubunu meydana getirir. Her şairin üslubu birbirinden farklıdır. Şiirde orjinal söyleyişler ve ifadeler vardır. İyi bir şair özgün üslubu sayesinde çok alışılmış, yıpranmış konuyu bile çekici bir ifadeyle anlatabilir. Şiirde vurgu ve tonlama önemlidir. Bu iki unsurun iyi kullanılmadığı şiirler ahenk yönünden eksik şiirlerdir. Kısacası dil ve anlatım konusunda; dilin anlaşılır, sade, ağır, üslubu güzel, halk dili kullanmış, orjinal ifadeler vardır, vurgu ve tonlamalar yerindedir gibi özellikleri dikkate alınır.

DÜZYAZI TÜRLERİ

Düzyazılar işlenen konu ve konunun işlenme tekniğine göre iki ana grupta incelenir:
A. Öyküleme yazıları
B. Düşünce yazıları

ÖYKÜLEME YAZILARI

1. ROMAN : Yaşanmış veya yaşanması muhtemel, gerçek veya gerçeğe yakın olayların belli bir düzen içerisinde anlatıldığı, yer, zaman ve şahısların belli olduğu uzun yazılardır. Konularına göre şöyle adlandırılır:
Psikolojik roman, töre romanı, macera romanı, tezli roman, köy romanı, tarihi roman, egzotik roman, mektuplu roman, bilim-kurgu romanı, biyografik roman...
Ayrıca romanlar, etkilendikleri edebi akımlara göre “klasik roman, romantik roman, realist roman, naturalist roman” gibi adlar alırlar.
2. Hikaye (Öykü) : Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel, gerçek veya gerçeğe yakın olayların, belli bir düzen içerisinde anlatıldığı orta uzunluktaki yazılardır. Dünya Edebiyatı’nda hikaye türünün ilk örneği İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron (Dekameron) adlı eseridir. Hikaye türü, Türk Edebiyatı’nda Tanzimat Dönemi’nde ortaya çıkmıştır.
Dünya Edebiyatı’nda realizm (gerçekçilik) akımının etkisinde hikayeler ikiye ayrılır:
a) Olay Hikayesi: Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından geliştirilmiştir. Bu nedenle Maupassant tarzı hikaye olarak da adlandırılır. Hikaye, belli bir olayın etrafında gelişir. Türk Edb.’da olay hikayeciliğinin en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin’dir.
b) Durum (Kesit) Hikayesi: Sovyet yazar Antony Çehov tarafından geliştirilmiştir. Bu nedenle Çehov tarzı hikaye olarak da adlandırılır. Bu tür hikayelerde belirli bir olay yoktur. Hayattan bir kesit sunulur. Durum hikayeciliğinin Türk Edb.’daki en önemli temsilcisi Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal’dır.

Hikaye ile Roman Arasındaki Benzerlikler
a) Her ikisinin de yazarı bellidir.
b) Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
c) Her ikisinde de gerçek veya gerçeğe yakın olaylar anlatılır.
d) Her ikisinde de olağanüstü özelliklere sahip olmayan, normal yapıda kahramanlar (kişiler) vardır.
e) Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekan bellidir.

Hikaye ile Roman Arasındaki Farklar
a) Hikaye kısa ve orta uzunlukta bir yazı türüdür. Roman ise uzundur.
b) Hikayede kişi sayısı romana göre daha azdır.
c) Hikayede genellikle bir tek olay anlatılırken, romanda birbirine bağlı olaylar anlatılır.
d) Hikayede olaylar kısa bir zamanı kapsar, romanda ise genellikle uzun bir zaman söz konusudur.
e) Romanlarda olayın geçtiği dönemin siyasi, sosyal, tarih durumu hakkında bilgi edinilir. Bu durum hikayelerde pek yoktur.
f) Hikayelerde sınırlı bir mekan söz konusudur. Romanlarda ise olaylar daha geniş bir coğrafyada meydana gelir.

3. Tiyatro: Hayatın değişik durumlarının sahnede canlandırılması amacıyla yazılan eserlerdir. Asıl adı dramadır. Ayrıca oyun, piyes, temsil olarak da adlandırılır. Tiyatronun kaynağı Eski Yunan’dır. Roma imparatorluğu döneminde gelişen ve çöken tiyatro, Avrupa’da Rönesans’la yeniden canlanmıştır. Tiyatro eserleri konularına göre üç çeşittir:
A) Trajedi: İzleyicide korku ve acıma gibi duygular uyandıran, ruhu tutkulardan arındırmak amacını güden tiyatro çeşididir. Klasik ve Modern Trajedi olmak üzere ikiye ayrılır.
Klasik Trajedinin Özellikleri:
1) Erdem ve ahlak ön plandadır.
2) Güldürücü unsuru yoktur.
3) Konular mitolojiden yani efsanelerden ve tarihten alınmıştır.
4) Kişiler soylu ve olağanüstüdür.
5) Diyalog ve koro bölümlerinden oluşur. Koro esere lirizm katar.
6) Üç birlik kuralına uyulur. Yani zaman birliği, yer birliği, olay birliği vardır. Buna göre, olay yirmi dört saatte geçer, baştan sona aynı yerde yaşanır ve tek olay canlandırılır.
7) Vurma, yaralama, öldürme gibi dehşet uyandırıcı, acı verici olaylar seyircinin gözü önünde geçmez.
Şiir biçiminde oluşturulur.
9) Ağırbaşlı, seçkin bir dil ve anlatım görülür.

Çağdaş Trajedideki Değişiklikler
1) Üç birlik kuralı kaldırılmıştır.
2) Soylu kişilerin yerini sıradan kişiler almıştır.
3) Koro yoktur.
4) Konular günlük hayattan seçilir.
5) Anlatım şiir şeklinde değildir.
6) Seçkin bir ve anlatım aranmaz.
B) Komedi: İnsanların ve olayların; gülünç ve çarpık yanlarını sergileyen tiyatro çeşididir. Üç grupta incelenir:
1)Klasik Komedi: Klasik trajediye tepki olarak Eski Yunan Edb.’da doğmuştur. En önemli temsilcisi Aristophanes’tir M.Ö. 405 yılına kadar sürmüştür.
2)Orta Komedi: M.Ö.330’a kadar sürmüştür. Çağdaş komediye geçiş niteliğindedir. Aristophanes’in son iki eseri “Kadınlar Meclisi” ve “Plütos” bu dönemin ürünleridir.
3)Çağdaş Komedi: Klasik ve Orta komediye ait kuralların çoğunun değiştiği dönemdir. Klasik komedide konu dışında klasik trajedinin özellikleri görülür. Çağdaş komedi’de konular günlük hayattan alınmış; kişiler halktan seçilmiştir. Çağdaş Komedi’de koro, üç birlik kuralı yoktur. Soylulara özgü bir dil kullanma kaygısı güdülmez.
Konularına Göre Komedi Çeşitleri:
a) Karakter Komedisi: Kişilerin gülünç yönleri sergilenir. Moliere’nin komedileri bu türdendir.
b) Töre Komedisi: Törelerin aksak yönleri güldürücü bir biçimde sunulur. Aristophanes’in “Eşek Arıları”, Moliere’nin “Gülünç Kibarlar” ve Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” bu türe örnektir.
c) Entrika Komedisi: Olayların şaşırtıcı şekilde geliştiği, bol bol entrikaların yaşandığı komedilerdir. Moliere’nin “Zoraki Tabip” adlı eseri bu türe örnektir. Komedilerde entrika kendiliğinden değil, yapay ve zorlama yollarla karmaşık nitelik kazanırsa, böyle komedilere vodvil denir.

C) DRAM : Tiyatronun tarihi gelişimi içinde trajediyle komedi arasında dram türü doğmuştur. Hayatın acıları ve mutlulukları iç içedir. Klasik tiyatro kurallarının uygulanmadığı bu tür hem şiir hem düzyazıyla yazılabilmektedir.

Tiyatro ile İlgili Bazı Terimler:

Perde: Tiyatro eserlerinde konunun ana bölümlerinden her birine denir.
Dekor: Tiyatroda olayın geçtiği yer ile eşyaların tümü.
Suflör: Oyunculara, rollerinde unuttukları sözleri sahne gerisinden, seyircilere hissettirmeden hatırlatan kimse.
Diyalog: Kişilerin karşılıklı konuşmaları.
Monolog: Tiyatro eserinde biri kişinin tek başına konuşması.
Tirad: Tiyatro oyununda kişilerin birbirlerine karşı söyledikleri coşkulu uzun sözler.
Fars: Basit olay ve yergilerle dolu halk komedisidir.
Vodvil: Hareketli ve eğlenceli bir konuya dayanan alaycı, taşlamalı komedi.
Komedi Santimental: Güldürürken düşündüren, insanı duygulandıran içli komedi.
Piyes: Gerçeklere uygun, ciddi konulu dram.
Melodram: Seyirciyi heyecanlandıran, hareketli ve duygusal oyun türü.
Feeri: Masal öğelerinden yararlanılarak yazılmış tiyatro eseri.
Opera: Tüm sözleri bestelenmiş trajedi veya dram.
Operet: Sözlerinin bir kısmı müzikli, bir kısmı müziksiz olan tiyatro eseri.
Bale: Konusunu müziğe bağlı hareketlerle gösteren, konuşmanın yer almadığı tiyatro türü.
Kostüm: Oyuncuların oyun esnasındaki kıyafetleri
Rol: Oyuncuların konuşma ve hareketlerinin tümü.

4. GEZİ YAZISI : Gezilen yerlerin doğal güzelliklerinin, tarihi özelliklerinin, gelenek ve göreneklerinin, yaşam biçiminin, halkın dünya görüşlerinin anlatıldığı yazılardır. Gezi yazılarında, özellikle Osmanlılar döneminde abartılı bir anlatım kullanılmıştır. Gezi yazılarına eskiden “Seyahatname” denmiştir. Türk Edb.’nın en tanınmış gezi yazılar şunlardır: Miratü-l Memâlik – Seydi Ali Reis / Cihannümâ – Katip Çelebi. / Seyahatname – Evliya Çelebi. / Hac Yolunda – Cenab Şehabettin. / Frankfurt Seyahatnamesi – Ahmet Haşim / Times Kıyıları – Falih Rıfkı Atay / Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin

5. RÖPORTAJ : Bir gerçeği araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla anlatan yazılardır. Gezi yazısından ayrılan tarafı, fotoğraflarla desteklenmesidir. Ayrıca gezi yazısında gezilip görülen yerlerin özellikleri anlatılırken, röportajda inceleme ön plandadır. Dar anlamda karşılıklı konuşma olan röportaj ile gezi yazısının değişik bir şekli olan röportaj karıştırılmamalıdır.

6. HATIRA (ANI) : Bir insanın başından geçen olayları, geçmişte yaşadıklarını anlattığı yazılardır. Edebiyatımızda hatıra türünün ilk örneği Babürşah’ın Babürname adlı eseridir.

7.BİYOGRAFİ (HAYAT HİKAYESİ) : Tanınmış kişilerin; sanatçıların, sporcuların, devlet adamlarının hayatlarının tamamını veya belli bir bölümünü anlatan yazılardır. Divan Edb.’daki tezkireler, biyografiye benzer. Tanınmış kişiler, hayat hikayelerini kendileri anlatırsa, bu tür yazılara otobiyografi denir.

8. GÜNLÜK (GÜNCE) : Yaşanan olayların ve bu olayların kişide bıraktığı izlerin günü gününe yazılmasıyla oluşan yazı türüdür. Günlükler, olayları yaşayan kişi tarafından tutulur. Osmanlı döneminde, saraylarda olayları günü gününe yazan vakanüvislerin eserleri günlüğe benzer.

9.FABL : Genellikle manzum yani şiir şeklindedir. Fakat düzyazı biçiminde olanları da vardır. Öyküleme yazıları bölümüne giren, bu düzyazı şeklindeki fabllardır. Genel olarak insan dışındaki varlıkların kişileştirilmesi ve konuşturulması esasına dayanır. Didaktik (öğretici) bir yazı türüdür.

DÜŞÜNCE YAZILARI

1. MAKALE: Bir fikri, bir bilgiyi, bir maksadı herkese ulaştırmak amacıyla yazılan gazete ve dergi yazılarıdır. Makalelerde öğreticilik (didaktiklik) ön plandadır. Genelde “biz”li anlatım görülür. İleri sürülen düşünceler, çeşitli örnekle ispatlanmaya çalışılır. Bilgi vermek amacıyla her konuda yazılabilir.

2. FIKRA: Bir yazarın daha çok güncel yani aktüel olaylarla ilgili kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı gazete ve dergi yazılarına denir. Bilgi vermek amacı ön planda değildir. Ata sözleri ve nüktelerden yararlanılır. İleri sürülen düşüncelerin ispatlanma mecburiyeti yoktur.

3. DENEME: Herhangi bir konuda, kişisel görüşlerin, hiçbir kurala bağlı olmadan yazıldığı yazılardır. Kesin sonuç aranmaz. Genellikle devrik cümleler kullanılır. Yazar, kendi kendisiyle konuşur gibi yazar, ileri sürülen görüşlerin ispatlanması zorunlu değildir. Orta uzunlukta bir yazı türüdür. “Ben”li anlatım ön plandadır.
Deneme türünün Dünya Edb.’daki kurucusu Fransız yazar Montaigne’dir. Türk Edb.’da ise en tanınmış deneme yazarları şunlardır: Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Oktay Akbal, Salah Birsel, Cemil Meriç, Selim İleri.

4. SÖYLEŞİ (SOHBET): Bir yazarın, herhangi bir konudaki görüşlerini, okuyucuyla karşılıklı sohbet ediyormuş gibi bir havada yazdığı yazılardır.

5. ELEŞTİRİ (TENKİT) : Bir sanatçının eserinin gerçek değerini belirlemek amacıyla incelenmesi sonucu yazılan yazılara denir. Eleştiri bir eserin başarılı ve başarısız yönlerini ortaya koymaktadır.






6. MEKTUP : Haberleşme aracıdır. Çeşitleri şunlardır:
a) Özel Mektup: Hısım, akraba, eş-dost ve tanıdıklar arasında yazılır. En önemli özelliği gizliliğidir.
b) Resmi Mektup: Devlet daireleri arasındaki resmi yazılardır.
c) İş Mektubu: Devlet daireleri ile vatandaşların veya özel kuruluşların birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Dilekçe ve sipariş mektupları bu türe örnektir.
d) Edebi Mektuplar: Şair ve yazarların birbirlerine yazdıkları, edebiyatla ilgili düşüncelerini, anılarını anlattıkları mektuplardır.










Not:   Konu devam edecektir...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dİnimizi Tanıyalım

1/11/2008 · Kategori: Din

İSLAMI TANIYALIM

 

Rabbimizin Rahman ve Rahim sıfatları gereği Peygamberler vasıtasıyla gönderdiği din „Islamdır“ .
 Islam Haktır, Gerçektir, ve kıyamete kadarda geçerlidir.

Ilk insan Hz. adem (a.s) ve ondan sonra gelen bütün peygamberler aynı gerçeği, yani Tevhid inancını Ve hakkı tebliğ etmişlerdir.

Hakk her zaman, her yerde her şartta degişmeyen mutlak doğrudur.

 

” Allah indinde din islamdır.”
Al imran suresi: 19

böylece dünya ve ahiret saadetinin reçetesi insanlara sunulmaktadır.

 

Islam da

1. itikad
( Amentü´de belirtilen esaslara, iman esaslarına doğru ve samimi bir şekilde iman)

2. amel-i Salih
( imandan sonra Cenabı hakkın bizlerden istediği ibadet ve muamelatı ihlas ve samimiyetle ifa)

Işte bu iki hususun bağrında yaşanan Islam, düşünce, yaşayış ve davranişlarmızın ilahi nizami sağlayan muvazeneli güzellikler zinciridir. Akil, kulak, göz, dil ve gönül arasındaki ulvi rabıtalar kurarark allah´a uzanan bir yoldur. Ondaki yüce ve sırlı incelikler, bir rahmet olarak taşa dahi damlasa, onu topraktan daha yumuşak bir gönül haline getirir. Ancak ondan uzak gönüllerse, gaflet çöllerinde kuruya kuruya taş kesilmiş demektir. bu halden kurtuluş da , yine Islamdir.

 

Kalbe kevser suyu, bir abi hayat, dini mübin,

onu ictikce yasar bizle semavat u zemin!

Sidredir, yerde birakmaz kulu islam buragi,

götürrü ümmeti miraca muhammedül emin!

O cihan taci, dua kildi günahkara dahi,

biz yeter ki diyelim canu gönülden amin!

nuri islam a gönül, sadece insanlar mi?

cümle daglar, dereler, ay ve günesler mümin!

 

islam inanci , yeryüzünün helak girdaplarinda bocalayan perisan insanina ilahi bir lutuf olarak indirilen br hablullah, yani Allah´in ipidir. Ona gönüllerini ram edenler, faniliklerden siyrilarak ruhani ufuklarin seyyahi olup miraca dek yükselir. Ölümsüzler kervanina katilir.

Islama gönül verenler her hususta Allah gön+l vermelidirler, allah´a teslim olmalidir. insani yüceltecek olankulluk hususiyetin en güzel gösterisi allah teslim ile mümkündür.

Cenabi hakk bu hakikati Ibrahim a.s. in sahsinda beyan ediyor:
Rabbi ona:
Islam ol! dediğinde,

(O): Alemlerin Rabine teslim oldum! dedi ( Bakara suresi 131.)

 

Bu teslimiyet, Allah ile beraber olmanin, daima o´nu zikretmenin ve o ´na sükretmenin bir nisanesidir.Zaten bütün ibadetlerde ve kulluktaki gaye de Allah ile beraber olabilmekrie, yani marifetullah ve muhabbetullahtir.

Bu hususla alakali olarak su misal pek hikmetlidir:

rivayete nazaran bir vaiz kürsüde kabir ahvalini anlatmaktaydi. cemaatin arasinda Seyh şibli hazretleri de vardi. Vaiz, sohbetinin sonuna dogru cenabi hakkin kabirde soracagi suallerden bahisle:

“Ilmini nerde kullandin, sorulacak! Malini mülkünü nerede harcadin, sorulacak! ömrünü nasil gecirdin, sorulacak! ibadetlerin ne durumda, sorulucak!… BUnlar sorulacak: sunlar da sorulacak!… diy euzu uzadiya bir cok husus saydi.

Bu kadar teferruata ragmen meselnin özüne dikaktin cekilmemesi üzerine Sibli Hazretleri, vaize seslendi:

„ Ey vaiz efendi! suallarin en mühimini unuttun! Allahu teala soracakki : Ey kulum! Ben seninleydim, sen kiminleydin?

bu inceligi nazar-i dikkate aldigimizda Islam,

„ Siz her nerede iseniz O sizinleddir!“ ( Hadid suresi 4) suurunda yasiyaeak ona kavusmaktir.

Dolayisiyla Islam, Allah´a muhabbet, baglilik ve itaat zemininde ebedi selamtin ve vuslatin saglanmasi demektir.

Yegane kurtulus, insana ancak saadet islam ikliminde nasib olur.

Allah Rasulu buyuruyor:
” Kim Rabb olarak Allah´i , din olarak Islam- I Peygamber olarak Muahmmedi kabul edip hosnud oldum” derse , cennet ona vacib olur. “

ISLAM, silm ve selamet kökünden gelmektedir ki, baglilik, Hakka teslim olus, selim ve lekesiz tutmak, selamete girmek, ihlas ve samimiyet gibi muhtelif manalari da icine alir ve esasa iman ile birlesir.

Kurani kerimin ilk suresi Fatiha suresinde, mecazen islamin tarifinden ibarettir. Buna göre;

Islam, gazaba ugratmadan ve sapikligia da düsürmeden kulu sirati müstakim ( dosdogru yola) ileterek saadet ve selametin feyizli kucaginda Allah´in sonsuz nimetlerine mazhar kilmak suretiyle:

“ Alemlerin Rabbi olan Allah´a hamd olsun! dedirten ve bu halin devami icin:

“ Allah´im ! Ancak san akulluk ederiz ve ancak senden yardim dileriz, “ sirrini yastaan ilahi bir dindir.

Dolayisiyla iman ihtiyacin tatmini, aklin teskini, mal ve canin emniyeti , neslin muhafazasi ve en güzel ahiret ticareti ancak Islam ile mümkndür. Bütün muhtevasi dikkate alindiginda o;

 

En doğru bir iman dinidir.

iman esasları daima bir temmel üzeredir. insan şeref ve haysietini zedeleyen srk gibi inanç sakatlıklarindan uzaktır.

Ruhları besleyen bir ibadet dinidir.

Kulları mükellef tuttuğu ibadetler nice muhtelif şekil ve hikmetleriyle hem bedeni hemde ruhi öyle istifadeler nail eyler ki, gönüller onların doyumsuz hazlarıyla adeta bir cennet hayatı yaşar.

Bir rahmet dinidir.

Besşeriyet nice günah ve gaflet çukurlarında bocalarken onlara yaptıklarının karşlığı olarak hela ve hüsrandan ziyade rahmet ve av kanatlarını acarak saadet iklimine çekmeye gayret eder.

Allahü teala şöyle buyurmaktadır:
“Rahmetim, gadabim geçmistir!”
(Tevbe Suresi 14-16. Ayetler)

 

Bir merhamet dinidir.

Rahmetle hemen hemen aynı manaya gelen merhamet, islam dinin en mühim temel hususiyetlerindendir. öyle ki, kitabullahın serlevhası olan Besmele de cenabı allah, lafzaı celalinin yanında merhamet hususiyetini ifade eden Rahman ve rahim kelimlerini zikretmiş, ardından ilk sure-i fatiha şerifenin ikinci ayetinde bir başka surenin ilk kelimesi olarak Rahman sıfatını kullanmış ve bu adı da o sureye de bahsetmiştir. Nitekim kuran bir rahmet ve şifa olduğu isra suresinde açıkca ifade edilmiştir.

diğer taraftan allahu teala peygamberlerine verdiği yüce hasetlerden biride merhamet olmuştur .

Allahü Teala şöyle buyurmaktadır:
” Ey rasulüm! biz seni alemlere ancak bir rahmet olarak gönderik!”
(Enbiya Suresi 107. Ayet)

taifte taslanıp kan revan içinde kaldığı zaman Cebrail a.s :
Ya rasulallah, arzu edersen şu kavmi helak edelim! dedi

pegamberimiz şöyle cevap verdi:
hayir bunu istemem. ben bir rahmet ve merhamet peygamberiyim.. demesi ve ardından da o kavim hakkında hayır duasi etmesi , engin merhametinden sadece bir nümunedir. diyebiliriz ki islam da imanın ilk meyvesi, merhametten ibarettir.

1. haliki tazim,
allahin emirlerini hürmet ve ihtiram icinde yerine getirmek,

2. mahlukata şefkat,
yaratılanlara yaratandan ötürü şefkat ve merhamet göstermek.

 

Islam Dini bir Mantık dinidir

.Islam akıl ve mantık mahsülü değildir. ancak onları da yaratan yüce mevla tarafından gönderildiği için akıl ve mantığı en güzel ve doğru şekilde yönlendirip insan muvazenesini ( iki şeyin eşit olma hali, denklik) mükemmel bir surette temin eder. yani akıl, keyfiyet alemlerinde dönüp dolaşır, neticede gayesine ancak tevhid ile ulaşır. bunun içindir ki allahu teala kuranda sık sık akletmez misniz?  buyurarark insanları tefekkür alemine cağirir.

Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadir:
bir saatlık tefekkür, altmış senelik ibadetten efdaldir. buyurmuştur.

 

Islam Dini muhabbet ve aşk dinidir.

islam , sadece akıl ile gönüle yol aldırmaz. zira akıl , nice faydasına rağmen bazende vuslata uzaktan tercüman olmaya kalkarak insanı hedefe götürmez ve vesveseler girdabında bocalatır. dolayısıyla onu muhabbet ve aşkın emrine vermek, aşk parlakliği ile parlatmak zarureti vardırr.

 

 

Hazreti mevlana şöyle buyurmaktadır:
bahtı yaver ve talihli kul bilir  ki, kuru kuruya akıl ve zeka taslamak iblisten, onu aşk ile yoğurarak muhabbet ile hakka yürümek ise ademdendir. aşk gemiye benzer. gemiye binen kişinin afete uğraması nadirdir. çok defa kurtulur.
Mesnevi

filozoflar gibi akıl aşksız olarak kendilerine kılavuz ederler, zamanın esiri, göz ve kulak putlarının hizmetkarı olurlar. oysa aklın Hakkı tanıması, aşk sayesindedir.. aşka gelince , o akıldan sadece bir dayanak alarak faydalanır.

aşkim semeresi fedakarlıktır. bu, can vermeğe kadar gider. ashabı kiram, allah ve rasululah yolunda can ve maldan vaz geçmeleri neticesinde insanliğin en mümtaz şahsiyetleri oldular. Peygamberimize her zaman: Anam babam ve canım sana feda olsun ya rasulallah diyerek hayatı, aşk, ve heyecan oldu manevi ve müstesna bir iklim içinde yaşadilar.

yani islam gönül dinidir. insanlarin gönül alemlerini tezyin eder.

Islam bir denge dinidir

Cenabı hakk , kainata nasil müthiş vee mükemmel bi denge koymuşsa, aynı dengeyi beşeriyyete gönderdiği islama da koymuştur, bu bakımdan islamın hangi tarafı ele alınırsa alınsın, müstesna, mutena ve ulvi bir ilahi denge karşımıza çıkar.

Bu denge;

dünya -ahiret
beden- ruh
kadın- erkek
fakir- zengin
halk- idareci
kücük-büyük
genç -yaşlı,
madde- mana v.b.

bütün hususlarda öylesine yüce bir şekildedir ki,zahirde birbiriyle tezat halinde olan bu farklılıkları, hakikatte birbirine tamamlayan bir bütün haline getirir.

Zira dünya için ahiret alemi, ahiret için dünya alemi, beden için ruh, ruh için beden ile ahir vazgeçilmez bir zarurettir. Iste Islam, bu gerçek etrafinda her iki tarafi da yerli yerine oturtarak bunları birbirinden şikayete değil adeta ş ükre vesile eyler.

Ilim ve hikmet dinidir.

Islam cahiller dini değidir. Bilakis o, cahilliği ve devri cehaleti kaldırmak için gönderilmiş en son ve en mükemmel bir dindir. Kuranı kerimin ilk inen ayetinde „ *iqra* Oku, allahin adıyal oku diye buyurulmasıda buna işarettir.

Ayni şekidle bir çok hadisi şeriflerde peygamber efendimiz ilmin önemini bizlere bildirmektedir ki, Ilim kadın ve erkeğe farzdır buyuyrmuşlardır.

Islam en yüce ahlak dinidir.

Mahlukat arasında en şerefli varlık insandir. insan Allahin halifesidir.

Insanlığın kemali ve ahlakın zirve noktasında Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır
„Şüphesiz ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim“
İmam-ı Malik, Hüsnul Huluk

Onu kendimizi örnek almak bizim yücelmemize güzelleşmemize vesile olacaktır.

Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
haya ve iman bir aradadır, biri gittiğinde geri de gider!
İmam-ı Hakim

 

Islam nezaket, telafet, ve zarafet dinidir.

her bakımdan güzel örnek olan allah rasulu, bu hususta da bizlere en mükemmel misaldir. O, bir kişide gördüğü hatayi düzeltirken dahi nezakett ve zarafeti elden bırakmaz, o sahsa hitaben değil, umuma hitaben: „ bana ne oluyor ki bazılarinizi ş öyle yaparken görüyorum!.. buyurarak sanki yanlış görme izafe edercesine sözlerine başlardı.

İslam Hak ve hukuk dinidir.

islam`in üzerinde durduğu en ehemmiyetli meselelerden biri de hak hukuktur. Öyle ki Allahu teala indinde şirkten sona afvedilmeyen ikinci husus, kul hakkı olarak beyan edilmiştir. hatta hz. peygamberimiz ağır hastaliğında dahi bu hususa dikkat çekmis ve bizzat kendisi, bitab haline rağmen mescide giderek ashabiıla helalleşmis ve: „ Ashabim ,kimin malını yanlışlıkla aldıysam , işte malım gelsin alsın! kimin sırtına yanlışlıkla vurduysam, iste sırtım, gelsin vursun!.buyurmuşlardir. Iste böylesine hassas, zarif ve aynı zamanda da sağlam temeller üzerine oturtulan islam adaleti, bütün beşeriyyeti hayran bırakacak bir yüce seviye arzeder.

Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Islam beş temel üzerine bina edilmiştir:

1. Allahtan başka illah olmadığına ve muahmmed (s.a.v.) Allahın kulu ve rasulü olduğuna şehadet getirmek.

2. namazı dosdoğru kılmak

3. Zekatı hakkıyla vemek

4. Allah´in ev kabeyi haccetmek

5. ramazan orucunu tutmak”

Ancak bu beş şart , elbette islamin tamamı değildir. Bunlar islamın binasinin sadece ana direkleridirler.

Dolayısıyla, Islamı yanlız bu ibadetlerden ibaret zanetmek yanliş olur.Islam, insanın hayatı içinde bütün davranışları yönlendiren ve insanların hem iç  hemde dış alemni tezkiye eden ilahi bir nizamdır. Bu hadis müslümanlara bir istikmaet ve ölçü vermektedir. bu istikamet, müslümanın , islamı, öncelikle hadisi şerifteki beş esas üzerine inşa ederek yaşamasıdır. aksi halde onun islam binasını ayakta tutmasının mümkün olmayacağıdır. zira temeli ç ürük bir binanın en ufak sarsıntıda göreceği zarar hayli fazla olur.

Islamin, beş ana direğinin yanında daha nice unsurları vardır ki, her birnin islam binasının bütünlüğü içerisinde ayrı bir payı mevcuddur.

Bu hakikate binaen bir başka hadisi şerifte buyurulur:
“Islam sekiz paydır.

Islama inanmak bir paydır,
namazı dosdoğru kılmak bir aydır,
zekat vermek bir paydır,
oruç tutmak bir paydır,
beytullahı ziyaret etmek bir paydır,
iyiliği emretmek bir paydır,
kötülüklerden sakınmak bir paydır,
cihad etmek bir paydır

 

 

Islamin özü , Göklerin ver Yerin Anahtari

KELIME- I SEHADET

Kelime- i sehadet , bir insanin islama dahil olusund ailk merhalesidir. O, Allah´in varligi ve birligi ile birlikte ahirzaman nebisninn de risaletini tasdik edip ona kendi nefsini sahid tut,aso manasinda mübarek bir inanc cümlesidir. bu itibarla kelime-i sehadet, dinin temeli ve yoludur.

Sehadet öyle yüce bir kelimedr ki , bütün insanligin kurtulus ve saadeti onun sonsuuz mana ve sir ikliminde gizlidir.

Sehadet özlerin özüdür. Islamin diger temelleri ve onlarin tafsilati hep bu öze baglidir.
dolayisiyla kelime-i sehadet ile iman, bütün ibadetlerden efdaldir. Zira ibadetler onunla kaimdir. Söyle aciklarsak, ibadetler muayyen bir zaman icindedir. amellerin en faziletlisi olan namaz dahi, günde bes vakit farzdir. Iman ise daima farzdir. kalbi, gaflete düsüren her türlü masivadan daimi bir surette korumak ve imani her türlü zaruretlerden korunmali. Iman ki, hic bir özür sakit olmaz.

Kelime-i sehadet cümelsini dil ile ikrar, kalb ile tasdik eylemekten ibarettir.
Kurani kerimin tamami kelime- i tevhidin ne oldugunu izahtir. cünkü kurani kerim, din ve tevhidden ibarettir.

Ayet-i kerimede  söyle buyuruluyor:
“ Bu Kuran, onunla uyarisinlar ve tek bir ilah bulundugunu bilsinler ve akil sahipleri iyice düsünüp ögüt alsinlar diye insanlara teblig edilmistir:” ( Ibrahim/52)

Hem dünyada, hemde ahirette Allah´in razi olacagi hersey, salih amel, kelime-i tayyibe, yani en güzel kelime olan tevhidin meyvesidir.
Ibadetler , imanin kalbdeki belirtisi kadar lezzet, zerafet ve güzel ahlak kazandirir.Allahu teala buyuyorki:
“ Görmedin mi Allah nasil bir missal getirdi; Hos bir kelime ( olan tevhid ve sehadet) , kökü yerde sabit, dallari gökte olan güzel bir agaca benzer.”
“ O Agac , Rabboom ozmoyöe her zaman meyvesini verir. Ägüt alsinlar diye Allah, insanlara misaller getirir.“
„ Kötü sözün ( küfür ve imansizlik) misali ise, gövdesi yerden koparilmis, o yüzden ayakta durma imkani olmayan ( kötü) bir agaca benzer.“
(Ibrahim suresi 24-26)

ibni Abbas (r.a.) , ayetlerin izahinda sunlari söyler:
„ Burada kelime-i sehadete isaret vardir. Kökü, mümin kulun sözünde ve kalbinde, dallari ise göklerdedir. Bu yüzden müminlerin amelleri semalara yükselir. Kelimei habise ( cirkin kelime) ise, sirk, küfür ve imansizlik belirten sözlerdir.
Onunla hicbir amel kabul edilmez.“

Ya bizler??? Allahin rizasini gözetmeye mi gayret ederiz, yoksa dünya da insanlarin gözüne girmek icin onlara taparcasina calisirmiyiz?
sevdiginize mi taparsiniz, calisip kazandiginiz paraya mi taparsiniz, yoksa dünyada ki güzelliklere dalipda kendigimiz cukuruma mi atariz?
Sehadet etmisiz. Allahin tek oldugunu söylemisizdir. Ya hayatimiz bunu gercektne ortaya koyuyor mu kardeslerim?

bir ayeti kerimede diyor ki Allah:  „ ey peygamber! Nefsi arzularini ilah haline getirenleri gördünmü ?”

Iman eden cevher parlak bir ayna gibidir. Bizim imanlarimzda cevheri parlaklara benzer mi ki? Benzemesi icin iman etmekle kalmayip cilalamaya ibadetlerle gayret ettik mi efendiler?



Dinimizin yerine getirilmesini emrettiği bazı yükümlülükler,  emir ve yasaklar vardır işte bunlardan sorumlu olan kimseler islam dinini benimsemiş(mükellef) kimselerdir.

 

MÜKELLEF OLMANIN ŞARTLARI

1-Akıllı olmak yani deli olmamak
2-Buluğa ermiş yani ergen olmak Ergenlik yaşı iklim şartlarına göre değişir sıcak iklimlerde daha aşağı yaşlarda soğuk iklimlerde daha yukarı yaşlarda olur.Ergenlikte kızlar erkeklere oranla daha erken yaşlarda ergenliğe ulaşırlar

İSLAMIN ŞARTLARI (5)

1-İmanı açıdan Kelime-i Şahadet Getirmek
 2-vakit Cuma ve bayram Namazını Kılmak
3-Ramazan Orucunu Tutmak 4-Nisaba ulaşan malın Zekatını Vermek 5-İmkanlar elverdiğinde Hacca Gitmek

İMANIN ŞARTLARI (6)

1-Allah’ın Varlığı ve Birliğine inanmak
2-Meleklerin yani Cebrailin İsrafillin Mikailin azrail Hafaza Kiramen Katibin Münker ve Nekir gibi meleklerin varlığına Ateşten yaratılan cinlerin ve Şeytanın varolduğuna İnanmak
3-Allah’ın gönderdiği Kitaplara yani Tevrat Zebur İncil ve Kur’an Kerime İnanmak
4- Allah’ın gönderdiği ilki Adem Sonuncusu Hz Muhammed SAV olan Peygamberlere İnanmak peygamberler Sıdk(Doğruluk) Emanet (Güvenilirlik) Ismet(Günahsızlık) Fetanet (akıllılık ve Zekilik)Tebliğ(İlahi Emirleri tebliğ) gibi Sıfatları vardır.
5-Dünya hayatının sonundaki Ahiret Gününe Dünyasının var olduğuna İnanmak
6-Kader Kaza Hayır ve Şerrin Allah'ın taktir ettiği kanunlar çerçevesinde gerçekleştiğine inanmak

GÜSLÜN (BOY)ABDESTİNİN ŞARTLARI(3)

1-Ağza su verip ağzı üç kere yıkamak
2-Burna su verip burnu üç kere yıkamak
3-Bütün bedeni hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamaktır.

BOY ABDESTSİZ ŞU İŞLER YAPILAMAZ
1-Kur’an’a el sürülmez ve okunamaz
2-Namaz kılınamaz ve Cami ve Mescide girilmez
3-Kabe’ye girilmez ve Tavaf edilemez

BOY ABDESTİ ALINMASI GEREKLİ DURUMLAR.

1-Kadın ve erkeklerin cünüplük durumunda
 2-Kadınlarda lohusalık ve Adetten sonra

NAMAZ ABDESTİNİN ŞARTLARI(4)
1-Elleri kollarla beraber dirseklere kadar yıkamak
 2-Yüzü yıkamak
3-En az başın ¼ üne meshetmek
4-Ayakları topuklarla beraber bileklere kadar yıkamak

TEYEMMÜM

Su olmadığı yada kullanma imkanı bulunmadığın da temiz toprak yada toprak cinsinden bir şeyle alınan abdesttir.

TEYEMMÜMÜN ŞARTLARI(2)
1-Niyetlenerek
2-Toprağa Elleri vurup yüzü bir kere mest etmektir Toprağa elleri vurup el ve kolları mest etmektir

NAMAZIN ŞARTLARI(6)

1-Hadesten Taharet,Gerektiğinde Boy ve Namaz abdestlerini almak
2-Necasetten taharet,Namaz kılanın kıldığı yerde ve üzerinde namaza engel pislikleri temizlemesidir
 3-Setr-i Avret. En azından erkeklerde göbekle diz arasını Kadınlarda eller yüz ayaklar haricini kapatmasıdır
 4-İstikbal-i Kıble,Namazda Kabe-i Muazzama yani Beytullah’a dönmektir
5-Vakit,Kılınan namazın vaktinin girmesi yani Sabah Namazının vakti güneş doğmadan bir sat önceden güneşin doğuşuna kadar Öğlenin Güneşin tam tepeden batıya yönelmesi ile herşeyin gölgesinin boyu kendi boyunun iki katı oluncaya kadar Sonra ikindi vakti girer güneşin batımına kadar devam eder Sonra Akşamın vakti güneşin battığı yerdeki aydınlık ve kızıllığın kaybolmasına kadar devam eder Sonra yatsının vakti girer Sabah Namazı vaktine kadar devam eder
 6-Niyet,Hangi namaza durursak Niyet ettim Allah rızası için …farzını yada evvelki yada sonraki Sünnetini kılmaya diye niyet etmektir.

NAMAZIN FARZLARI(6)

1-İftitah Tekbiri,Namaza ALLAH’U EKBER diyerek başlamak
2-Kıyam,Namazda Kıbleye doğru ayakta durmak
3-Kıraat;Namazın kıyamında yeterli derecede Kur’an(fatiha ve Zamm-ı sure) okumak
4-Rükü,Namazda eğilip 3 kere Subuhane rabbiyel azim demek
 5-Secde,Namazda yer alnı ve elleri koyarak 3 kere Subuhane Rabbiye’l Ağla demek
 6-Kade-i Ahire Namazın Sonunda Ettehıyyatüyü okuyacak kadar oturmak

NAMAZ TÜRLERİ

1-FARZ OLAN NAMZLAR Günlük kınlan beş vakit sabahta 2 öğlede 4 ikindide 4 akşamda 3 yatsıda 4 rekat olarak kılınan Namazlarla Haftada kılınan 2 rekat Cuma namazları Farz-ı Ayn yani Herkesin kılması gereken farzdır.Cenaze namazı ise Farzı kifaye yani birilerinin kılması ile sorumluluğun kalktığı namazdır.

2-VACİB OLAN NAMZLAR,Yılda iki kere kılınan Bayram ve her yatsıdan sonra kılınan Vitir namazı ile adak namazlardır.

3-SÜNNET NAMAZLAR,Beş Vakit nazmın sabahta farzın evvelinde 2 öğlede 4 evvelinde 2 sonunda ikindide 4 evvelinde akşamda 2 sonunda yatsının evvelinde 4 sonunda 2 kılınan ve bunların dışında ALLAH rızasına yönelik Evvabin Husun Kubuh Duha Teheccüt Tehiyyat-ü Mescid namazları gibi namazlardır


EZAN VE GAAMET

Ezan Hicretin birinci yılında cami ve cemaate çağrı namaza vakitlerini ilan olarak Vahyedilmiş Peygamber Müezzini(Ezan Okuyucu) Bilal-i Habeşi tarafından Mescid-i Nebide sabah namazlarında Hz Peygamberin onayı Hayyeallalfelahtansonra Essalat-ü Hayrum Minen Nevm eklenerek okunmaya başlanmıştır.Kamet ise her vakit için farz namazdan evvel ezanın kısa ve Hayyeallalfelahtan sonra Gadgametüssalah ifadesinin eklenmesi ile okunuş biçimidir.

MUKİM MİSAFİR VE YOLCU KİMLERE DENİR

Mukim yaşadığı yerde bulunana Misafir90 Km aşan bir yerde 15 günden az kalmaya gidene yolcu 90 Km yi aşan bir yola gidene Misafir ve yolcular4 rekatlık farz namazları iki olarak kılarlar Oruçlarını erteleyebilirler Mest üzere meshetme süresini 72 saat yani üç gün kullanabilirler mukimler ise 24 saat bir gün kullanırlar. Sargı üzere mest ise eğer yaralı bereli yer abdestlerde zarar olacaksa sargı üzere mesh yapılır
EL EMRÜ BİL MAĞRUF VE NEHYİ ANİL MÜNKER yani İyiliği emredip Kötülükten nehy etmenin ALLAH’ın emri oluşudur.


ORUC.

Ramazan aylarında mükellef müslüman olan yolcu misafir hasta lohusa hayızlı olmayan kimseler imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemeden içmeden ve benzeri davranışları yapmadan yerine getirdikleri ibadete oruç denir ki Piri faniler hastalar yolcular emzikli anneler hamileler meşru mazeretlerinden dolayı oruçlarını tutmayabilirler.Orucu bozmakla Keffaret orucu yaralamak veya ertelemekle kaza orucu tutulur.Teravih namazı da istenirse evde camide tek başına yada cemaatle ikişer veya dörder şeklinde yatsı ile vitir namazı arasında kılınabilinecek 20 rekatlık namazdır.Ramazan orucunun dışındaki oruçlar ise adak gibi vacib olan yada nafile denen sünnet oruçlardır.


ZEKAT

Zekat:artmak ve çoğalmak anlamına gelir yılını tamamlamış zengin sayılan kimselerin meşru ticaret mallarından tahıllardan hayvanlarından altın ve gümüş gibi Havaic-i Asliyye denen mallarının dışındaki mevcutlarından dinen belirlenen mesela parada 1/40 yani % 2.5 gibi miktarlarda Kur’an da ki belirlenen sınıflardan birine yakınlarından başlayarak mesela düşkünlerden fakirlerden yolda kalmışlardan borçlulardan birine mümkünse bir daha zekata ihtiyaç duyurmayacak şekilde vermektir.Zekat malla yapılan malın şükrünün gereği bir ibadettir. Malla yapılan ibadetlerden zekat vermesi gerekenlerin verdiği sağlığın şükrü anlamına gelen her yıl ramazan ayında verilen vacip olan Fıtır sadakası vardır ki zekat verilmesi gereken yerlerden birine zekattaki sıra aynen gözetilerek verilir.Fidye ise tutulamayan oruçların karşılığı verilen sadakadır


HAC

Hac mevsimi içinde zengin ekonomik durumu iyi gidişi için olduğu yerde yada varacağı yolda yada yerde bir engeli olmayan insanın ihrama girip Kabeyi tavaf ederek safa ile Merve arasında koşup arafatta vakfede bulunup Müzdelife ve Mina daki cemre gibi vazifelerini yapıp Rasülullahın Ravza-ı Mutahharasının bulunduğu yer olan Mescid-i Nebisinde 40 vakitlik namaz kılarak yapılan ibadete Hacc bu işlerin Hac mevsiminin dışında yapılmasına ise Umre denir.


KUR’AN-I KERİM

114 sure 6666 ayet her biri 20 sayfadan oluşan otuz cüz600 sayfadır.İçinde inanç ibadet ahlak insan ilişkileri ahiret kıssalar(tarih) pozitif bilimlerin konu edildiği okunup okutulup anlaşılıp anlatılması hayatta hükümleri yaşanması için indirilen tamamen Allah kelamı üzerinde Allah’ın koruma garantisi olan Hz Ebubekir döneminde bir kitap Hz Osman döneminde çoğaltılıp etrafa dağıtılan Emeviler döneminde harekelenip noktalanması yalpan Okuma kurallarının konu edildiği yardımcı ilme Tecvit Açıklamaları ile ilgili geliştirilen ilimlere Tercüme (tam karşılığı Çeviri) Meal(anlam olarak çeviri) Tefsir(geniş açıklama)vete’vil(geniş yorumlama)dendiği ezberlenmesine Hıfz Ezberleyene Hafız ezbere yada yüzünden okunup bitirilmesine HatimTakibiyle okunup bitirilmesine Mukabele denir Kur’an-ı Kerim Emeviler döneminde noktalanıp harekelenmiştir.Tarih içerisinde Farsçıya Berbericiye Hintceye Fransızca ve İngilizciye bilahare türkçeye tercüme edilmiştir.


DİN VE İSLAMİYET .

DİN,İlk insan ve ilk peygamber Hz Adem As la başlamıştır.Tevhid yani islam dininin zaman zaman adı değişse de ahir zaman Peygamberi Hz Muhammed AS la son şekli verilmiştir.Allah’a teslim olup kurtuluşa ermek anlamına gelir.İslam arapça olup,Silm,selam,selamet kökünden gelen bir kelimedir.Kelime olarak boyun eğmek,teslim olmak,huzur,güven ve esenliğe kovuşmak yüce yaratıcıya teslim olup,boyun eğmek gibi anlamlara gelmektedir.İslam tanım olarak Allah’ü tealanın son şeklini vererek cebrail aracılığı ile Hz Muhammed SAV’e gönderdiği Hz Muhammed sav ‘in insanlara tebliğ ettiği ana ilkelerini Kur-an’ı Kerim’de bulduğumuz son ilahi dindir.Bu dini gönülden benimseyerek tasdik edip dili ile ikrar edene Müslüman etmeye ise Müslümanlık denir.İslam olma Hz Adem AS.’la başlamıştır.Hz İdris Nuh…İbrahim…Musa…İsa devam etmiş Hz Muhammed ASV’la kıyamete kadar sürecektir İslamiyetin ibadet yerlerine başta Beytullah olmak üzere cami Mescid denir Temiz olmak kaydıyla her yerdir.Bayramları yılda kutlanan ramazan ve iki ay on gün sonraki hac mevsiminde kutlanan Kurban bayramı Mevlid Miraç Regaip Berat ve Kadir Gecesi gibi kandilleri vardır.Yılda ramazan aylarında bir ay oruç tutulur imkan sahipleri Fıtır sadakası verir Kurban bayramlarında imkanı olanlar Kurban keser Müslümanlar arsında kardeşlik esastır bundan dolayı iftiragıybet haset iki yüzlülük anlamına gelen nifak münafıklık yalan aldatıp kandırma hayasızlık terbiyesizlik saygısızlıkgüzel olan işlerin gereğini yapmama pislik tembellik miskinlik adaletsizlik rüşvet dedi kodu haram olan içki içmek kumar oynayıp uyuşturucu kullanmak diğer insanların canına namusuna göz dikmek gibi kötü işler yasaklanmış edepli terbiyeli dürüst hayalı saygılı çalışkan tertipli ve düzenli temiz olmak tavsiye edilmiştir. İslam bilinçli imanı hareketi özgür iradeyi ve zorlamamayı gerektirir..Tutuculuğu gelenekselliği körü körüne inancı dogmatikliği bağnazlığı kültürle dini örf ve adetlerle dini birbirine karıştırmayı reddeder. Sahih imanı esas Salih amelleri gerekli ahlakı ve Ahlaklı olmayı amaç temel ibadetlerin yanında iyiye güzele doğruya yönelip gerçekleştirmeyi ibadet sayar İslam başlangıcında olmayan zamanla siyasi sosyal etnik dini ekonomik kültürel etkenlerle İtikatta maturudilik Eşarilik Şiilik gibi amelde Hanefilik Şafiilik Malikilik Hambelilik Evzailik Zahirilik Servilik Caferilik gibi mezhepler zamanla da tasavvufta tarikatlar zamanla da cemaatler gibi ekoller ve gruplar oluşmuştur. Esas olan Kur2an ve Peygamber sünnetine uygunluktur.Bu oluşumlar esastan değil esasın zaman içerisindeki yorumlama faklılıklarından kaynaklanan oluşumlar olarak görülmeli esasın tevhidin birlik ve beraberliğin insaniyetliğin evrenselliğin islamiliğin olduğu bilinmeli ve hareket edilmelidir diye belirtilmektedir.


ALLAH’U TEALA VE SIFATLARI

Allah’ü Teala vardır ve birdir Hıristiyanların dediği gibi ne üç nede üçten biri nede yahudilerin dediği gibi sadece kendilerinin Rabbidir O Allah Alemlerin Rabbidir.İki türlü Sıfatı olup Zati yani Sadece kendisine özgü olan ikincisi Başka varlıklara benzerleri sınırlı olarak verilse de YÜCE MEVLA da sınırsız kendisine has Subuti sıfatlardır Zati olanlar Vücut varolması Kıdem Varlığını başlangıcı olmaması Beka Varlığının bir sonu olmaması Vahdaniyet Varlığının bir ve tek olması kıyam bi Nefsihi Varlığı kendi zatının gereği olması Muhalefetü’l lil Havadis sonradan olanlara benzememesidir.Subuti olanlar Hayat diri olması İlim bilmesi İrade dilemesi Tekvin yaratması Kudret Gücü olması Kelam konuşması Semi işitmesi Basar görmesidir YÜCE MEVLANIN hiçbir dilde karşılığı bulunmayan adı ise ALLAH’ tır.



İSLAMIN PEYGAMBERİ HZ MUHAMMD S.A.V.

571 Mekke de doğmuş Kureyş kavmi Haşimi sülalesi Hz İbrahim ve İsmail soyundan Abdulmuttalib’in torunu Abdullah’ın ve Amine nin oğludur.8 yaşındaki Suriye 17 yaşındaki yemen seferi ile ticareti öğrenip Hz Hatice Validemizle ticaret ortaklığı kurmuş sonra bu ortaklık evlilikle sonuçlanmış Kasım Zeynep Rukiye Ümmügülsüm Abdullah Fatıma Mariye adlı eşinden de İbrahim adında bir oğlu olmuştur. 610 yılında 40 yaşın da Mekke’de Ramazan ayında Hira dağı ve mağarasında peygamberlik verilince önce gizli sonra açık dini anlatmış müşrik arapların şiddetli tepkisi öldürme kararları sonucu 622 yılında 53 yaşında Medinelilerin daveti üzere hiçret etmiştir.Rahat bırakmayan Mekkelilerle 624 de Bedir 625 te Uhut 627 hendek savaşları ile 628 de Hudeybiye anlaşmalarını 630 da Hıristiyanlarla Mute ve Sonra Mekke nin fethini gerçekleştirmiş Veda Haccından sonra Veda hutbesini irat edip Medine de 632 yılında üç gün hastalığından sonra vefat etmiştir. Mescid-i Nebide Hz.Aişe’nin odasına defnedilmiştir.Kabr-i Şerifine Ravda-ı Mutahhara deni
 



Not: Alıntı yapılan Yerler vardır, Herkesten Allah razı olsun paylaşalım bilgimiz artsın...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Cografya Nedir? Bölgelerimizin Cografi Özellikleri Nelerdir?

1/11/2008 · Kategori: Cografya

Coğrafya Nedir?

Coğrafya, insanlar ve yer (mekân) ile bunlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir. Yani yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. Coğrafya sadece yerlerin isimlerini ezberleme ve bunların dünya üzerinde nerede olduklarını gösterme değildir. Coğrafya, öğrencilerin çevrelerinde olanları anlamalarına ve insanın çevre ile etkileşimi hakkında bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olur. Yerlerin isimlerini, lokasyonlarını ve özelliklerini bilmek, coğrafyanın temelini oluşturan unsurlardır. Bu da çok büyük ve oldukça büyüleyici öğrenme alanının bir parçasıdır.

Gregg ve Leinhardt (1994), coğrafyayı 4 özellikle karakterize edilen bir disiplin olarak tanımlamaktadırlar. Birincisi bir yere eşsiz bir karakter kazandıran, yeryüzü üzerindeki özelliklerin dağılımıdır (Örn: dağlar, nehirler, denizler vb.). İkincisi, bazı şeylerin oldukları yerlerde ve zamanda neden ve nasıl meydana geldiğini anlamaktır (Örn: Volkanlar gibi). Üçüncüsü, meydana gelen olayların, diğer olaylarla ilgisi ve bağlantısıdır (Örn: Yağmur ormanlarının tahribi). Sonuncusu, coğrafyanın haritalar ile bilgilerin ve fikirlerin iletişimini sağlamasıdır. Bu dört özellik birbiri ile çok çeşitli yollardan etkileşim içindedir. Bunlardan ilk üçü coğrafyanın temel prensipleridir. Sonuncusu ise coğrafî araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin ifadesidir.

Coğrafyanın bu değişik yönleri arasındaki etkileşim, onu tanımlama amaçlı olarak kesin çizgilerle bölünmesini zorlaştırır. Coğrafi beceriler, yerler (mekanlar), fizikî, beşerî ve çevre coğrafyası biçiminde bir bölümleme, bunlardan bir veya iki alanın coğrafya eğitiminin çeşitli basamaklarında yer alması; öğrencinin çeşitli alanlar arasındaki ilişkiyi anlamasının engellenmesi şeklinde bir sonuç doğurabilir.

Coğrafya, bazı yeteneklerin gelişimini ve kavramların anlaşılmasını içerir. Bu kavram ve yetenekler ise fizikî çevre (ortam), beşerî çevre ve bunlar arasındaki ilişki ile ilgilidir. Coğrafya sorgulanan ve araştırılabilen konuları içerir. Coğrafya öğretilirken, beşeri ve fiziki ortam ve bunların etkileşimiyle ilgili konulara dayalı sorular sorulur. Bu sorulara, anahtar coğrafî sorular denir. Coğrafyanın öğrenilmesinde bu anahtar soruların bilinmesi gerekir. Temel coğrafi kavramları içeren her soru, coğrafyada anahtar soru demektir. Dolayısıyla coğrafya konularının her birinin çok sayıda anahtar sorusu olabilir. Bu çalışmada, ilköğretim ve ortaöğretim coğrafya konuları işlenirken, çocukta coğrafya bilincini oluşturacak olan anahtar soru ve kavramlar üzerinde durulmaktadır.


Şimdi kısaca bölgelerimizin Coğrafi yapısını ve genel özelliklerini tanıyalım.






GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ GENEL ÖZELLİKLERİ

 

YER ŞEKİLLERİ

1-      Yüz ölçümü en küçük bölgemiz.

2-      Yer şekilleri sadedir.

3-      Kuzeyden güneye yükselti azalır.

4-      Platolar: G. Antep, Urfa, Adıyaman

5-      Diyarbakır havzası, Mardin Eşiği yüksek yerler

6-      Karacadağ en basık volkandır.

7-      Ovalar: Harran, Suruç, Ceylanpınar.

8-      Fırat ve Dicle bölgeyi parçalayarak platolar oluşturur.

9-      Akarsular araziye gömülmüş , sulama zorunluluğu var.

10-  Göl bakımından en fakir bölge. Doğal göl yok.

11-  Barajlar: Atatürk, Kral kızı ,Birecik, Deve geçidi. Ilı su, Batman

 

İKLİM VE BİTKİ TOPLULUĞU

1-       Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş alanıdır.

2-       Orta Fırat bölümünde Akdeniz, Dicle bölümünde Karasal iklim.görülür.

3-       En yağışlı mevsim kış, en kurak mevsim yazdır.

4-       Aşırı sıcak ve buharlaşmadan dolayı kuraklık en fazla.

5-       Güneydoğudan samyeli rüzgarı eser. Tarımı olumsuz etkiler.

6-       En az yağış alan ikinci bölgemiz.

7-       Doğuda bozkır, batıda makiler yaygındır

 

NÜFUS VE YERLEŞME

1-      En az nüfus.

2-      Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstünde. Çünkü yüz ölçüm küçük.

3-      Nüfus dağ eteklerinde toplanmış. Çukur yerler aşırı sıcak olduğundan nüfus az.

4-      Dışarıya göçler son yıllarda azaldı.

5-      Mesken tipleri: Kerpiç evler. Yazın serin tutar.

 

TARIM

1-      Tarım alanları geniş ve verimli  Buharlaşma-kuraklık ve sulama problemi var.

2-      Türkiye’de en fazla  k.mercimek, Antep fıstığı, karpuz.

3-      Pamuk, tütün, üzüm üretiminde  son yıllarda önemli artışlar var.

 

HAYVANCILIK

1-      Küçükbaş hayvancılık ve ihracat gelişmiştir.

2-      Dokumacılık yaygındır.

 

ÇIKARILAN MADENLER

1-       Petrol: Adıyaman, Batman ,Diyarbakır, Mardin, Siirt.

2-       Batman’da Batman rafinerisi

3-       Irak ve Türkiye’nin petrol boru hatları bölgeden geçer.

4-       Fosfat: Mazıdağı (Suni Gübre)

5-       Cizre-Silopi: Linyit

 

ULAŞIM

1-   Yer şekilleri sade olduğu için ulaşım gelişmiştir.

 

İÇ  ANADOLU BÖLGESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

 

YER ŞEKİLLERİ

 

1-      En büyük ikinci bölgemiz.

2-      En çok platolar: Cihanbeyli, Haymana,Obruk, Bozok,Uzun yayla

3-      En büyük kapalı havzalar: Konya;Tuz gölü, Ereğli, Akşehir

4-      Volkan dağları: Erciyes, Hasan , Melendiz, Karacadağ, Karadağ

5-      Kenarları dağlarla çevrili, orta kısmı düzdür. Bundan dolayı makineli tarım ve ulaşım

6-      Çok gelişmiştir.

7-      En çok erozyon. Bitki örtüsünün azlığı, sel rejimli akarsular.

8-      En çok peribacası ve kırgıbayır . Volkanik arazide oluşmuştur.

9-      En çok nadasa ayrılan topraklar. Yağış azlığı ve sulama yetersizliğinden dolayı.

10-  Topraklar tuzlu, kireçli. Buharlaşma fazla.

11-  Göller:  Tuz ,Akşehir, Eber   (tektonik göllerdir.)

12-  Mogan ve Eğmir gölleri: Alüvyal   set gölleridir.

13-  Akarsular: Kızılırmak , Sakarya, Porsuk Çaylarıdır.

14-  Kızılırmak üzerindeki barajlar: Hirfanlı, Kesikköprü, Altınkaya barajlarıdır.

15-  Sakarya nehri üzerinde: Hasan Polatkan, Gökçekaya barajları

16-  En az deprem riski.Eski zaman arazileri olduğu için.

17-  Konya ve Karaman

 

İKLİM VE BİTKİ  TOPLULUĞU

 

1-      Asıl step iklimi.

2-      Yazlar sıcak ve kurak ,kışlar soğuk ve kar yağışlı.

3-      En çok konveksiyonel yağışlar(kırkikindi yağışı)

4-      En az yağışlı yer. Konya-Tuz gölü

5-      En çok sel ve erozyon.

6-      En tipik antropojen bozkırlar.

7-      En fazla ilkbahar yağışı

 

NÜFUS VE YERLEŞME

 

1-      En kalabalık ikinci bölge.

2-      Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altında

3-      Nüfus dağ eteklerinde toplanmış. Yağış fazlalığı dolayısıyla

4-      En kalabalık  kentler: Ankara, Kayseri,Konya,Eskişehir,Sivas.

5-      Kentleşme oranı yüksek, Yukarı Sakarya Bölümü.

6-      Toplu yerleşmeler var. Kırsal kesimde kerpiç evler. Yağış azlığı.

 

EKONOMİ

 

1-      TARIM: 

2-      En çok yetiştirilen ürünler: Buğday, arpa, ş.pancarı, patates, yeşil mercimek, nohut , fasulye,elma, üzüm.

3-      HAYVANCILIK.

4-      Tiftik keçisi ve koyun  : Ankara çevresinde.

5-      MADENLER:

6-      Tuz : Tuz gölü

7-      Cıva: Sarayönü Niğde

8-      Demir: Sivas , Kayseri

9-      Bor: Eskişehir

10-  Lületaşı: Eskişehir

11-  Krom: Eskişehir.

12-  Linyit: Ankara, Çankırı, Sivas

 

SANAYİ

1-      Yukarı Sakarya Bölümü çok gelişmiştir. Bölgeyi diğer bölgelere bağlar.

2-      Eskişehir : Uçak, lokomotif

3-      Kırıkkale’de : silah, cephane fabrikaları.

 

ULAŞIM

 

Orta bölümü düz olduğu için, bölgeleri birbirine bağlayan önemli ulaşım yolları bu bölgeden geçer.Güneydoğu Anadolu bölgesi hariç ,her bölgeyle komşudur.

 

 

 

 

KARADENİZ  BÖLGESİ GENEL  ÖZELLİKLERİ

 

YER ŞEKİLLERİ

 

1-      En  fazla boylam geçen bölgemiz. En fazla yerel saat farkı.

2-      Üçüncü büyük bölge.

3-      En fazla sel, deprem, heyelan olayları.

4-      Dağlar kıyıya paralel uzanmış .Bunun sonuçları

5-      Boyuna kıyılar fazla. Falezler oluşmuş.

6-      Kıyılarda  girinti ve ç ıkıntı azdır.

7-      Doğal limanı az. (Sinop)

8-      Deniz ticareti suni limanlardan yapılmaktadır.

9-      Koy, körfez az.

10-  Kıyılar bol yağış almaktadır. Oroğrafik yağışlar

11-  Kıyı ile iç kesimler arası ulaşım zor. Geçitlerden yapılmakta. Kop,Zigana, Ecevit.

12-  Kıyı ile iç kesimler arasında iklim farklılığı. Ürün çeşitliliği farkı.

13-  Dağlar: Batıda üç sıra halinde, ortada tek sıra halinde, doğuda iki sıra halinde uzanır.

14-  Batıda : Kıyıda küre, Canik, Doğu kara deniz dağları.

15-  Dağlar arasındaki çöküntü ovaları ve vadiler. Deprem kuşakları.

16-  Akarsular:Çoruh, Doğankent çayı, Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Bartın, Sakarya

17-  Akarsular kısa boyludur. Doğu karadeniz akarsularının rejimi düzenli sayılır.

18-  Barajlar: Kızılırmak üzerinde Altınkaya, Yeşilırmak üzerinde H. VeS. Uğurlu .Almus,Sakarya üzerinde: Sarıyar ve Gökçekaya.

19-  Göller: Tortum, Sera,    Abant,Yediegöller. Heyelan set gölleridir.

20-  Karadeniz: Soğuk, dalgalı, tatlı suları, tuzluluk az. Derinlerde canlı yaşamaz.

 

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

 

 

1-      Kıyıda Asıl karadeniz iklimi: Her mevsim yağışlı. Yazlar serin ,kışlar ılık.

2-      İç kesimlerde  bozulmuş kara deniz iklimi. Karasal. Sıcaklık ve yağış az.

3-      Yağışlar en çok sonbaharda (yamaç ve cephe yağışları)

4-      Kıyıda günlük ve yıllık sıcaklık farkı az. İç kesimlerde fazla.

5-      En fazla kapalı ve bulutlu gün sayısı.

6-      En fazla bağıl nem ve yağış (Rize)

7-      En fazla yağışlar : Doğu, batı ve orta kara deniz diye sıralanır.

8-      Ilıman okyanus iklimi

9-      Bitki örtüsü sık ormanlar. Deniz seviyesinden başlar . Kendini yeniler.

10-  Yükseklerde dağ çayırları

11-  Ahşap yapılar yaygın

 

 

NÜFUS VE YERLEŞME

 

1-      Nüfus fazla değil.

2-      Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altında.

3-      Doğuda tarım, batıda  sanayi nüfus çekmektedir.

4-      En fazla yurtdışı göç. Sanayi gelişmediği için.

5-      Araziler parçalı, dağınık, engebeli, Su kaynakları zengin.

6-      Kırsal kesimlerde dağınık, iç kesimlerde toplu yerleşmeler.

7-      Kadın nüfus fazla, erkek nüfus az.

 

 

EKONOMİ

 

TARIM

 

1-      Kıyıda yetiştirilen ürünler: çay, fındık ,tütün ,mısır, keten kenevir, pirinç, ş,pancarı, narenciye (Rize ) mikro klima .

2-      Mısır  buğdayın yerini kıyıda almış  . İhraç  edilmez. Piyasada tüketilir.

3-      İç kesimlerde tahıllar ve ş, pancarı.

 

HAYVANCILIK

 

1-      Büyük baş hayvancılık, Arıcılık  (Ordu)

2-      Balıkçılık çok gelişmiş.

  

MADENLER:

 

Bakır: Artvin Murgul, Kastamonu Küre. Çıkarılan madenler Samsun’da işlenir.

Linyit: Merzifon, Çeltek, Amasya. Havza

Demir-çelik: Karabük , Ereğli, Taşkömürü havzası.

Çatalağzı termik santrali.

 

FABRİKALAR

 

1-      Şeker fabrikaları  (orta karadeniz)

2-      Kağıt, kereste,mobilya  üretimi. Çaycuma,Taşköprü, Aksu

3-      Sigara ve Çay üreten fabrikalar.

 

ULAŞIM

 

1-      Yerşekilleri engebeli, ulaşım çok zor.

2-      Orta ve batı kara denizden iç kesimlere demiryolu ulaşımı.

3-      Ulaşım : doğu ve batıda geçitlerden sağlanır.

4-      Kıyıda havaalanları.

 

 

 

 

MARMARA BÖLGESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

 

YERŞEKİLLERİ

 

1-      Güneydoğudan sonra en küçük ikinci bölgemiz.

2-      Trakya’daki topraklarına Avrupa, Anadolu’daki topraklarına Asya denir.

3-      Ortalama yükseltisi en az .

4-      En fazla yeşil renk kullanılmış.

5-      Dağları: Yıldız, Koru, Işıklı, Samanlı, Kaz,Uludağ (iç püskürük volkan)

6-      Ovalar: Tektonik havzadır.

7-      Akarsular: Meriç, Ergene, Susurluk, Sakarya. 

8-      Göller: Tektonik havzada oluşanlar. Kuş, İznik, Ulubat    , Sapanca:Alüvyal set gölü

9-      Havzalar: Ergene havzası.

10-  Yarımadalar: Çatalca-Kocaeli, Kapıdağı,Armutlu, Biga, Gelibolu

11-  Körfezler: Saroz, Bandırma,Erdek,İzmit, Gemlik.

12-  B.çekmece, ve K.çekmece, Durusu(terkos)  Kıyı set gölleridir.

13-  Alt ve üst akıntılar  boğazlarda karşılaşırlar. Balıkçılık gelişmiştir.

14-  Denizlerde kirlenme var. Sanayileşme, kentleşme, aşırı avlanma.

15-  Boğazlar  4. Jeolojik zamanda çökmeyle oluştu. Ria tipi kıyılar.

16-  En tehlikeli deprem kuşağı. Kuzey Anadolu fayı bölgeden geçer.

17-  Ege denizinde, gökçe ada, bozca ada, Marmara denizi: İmralı,Marmara ,Avşa ad.

18-  Yer şekilleri düz ve sade olduğu için, ulaşım çok gelişmiştir. En fazla sanayileşme

 

 

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

 

1-      İklim ve bitki örtüsü açısından geçiş özelliği gösterir.

2-      Güney  Marmara da Akdeniz iklimi, Ergene havzasında karasal iklim, Karadenize bakan yamaçlarda  kara deniz iklimin geçiş özellikleri görülür.

3-      Çok sıcak   ve çok yağışlı bir bölgemiz değildir.

4-      Kışın  kar yağışı  ve don olaylarına rastlanır.

5-      Balkanlardan gelen soğuk hava kütlelerine açıktır. Yüksek sıradağlar olmadığı için.

6-      Kuzeybatıdan karayel gelir. Soğuk ve yağışlı hava getirir.

7-      Ergene havzasında bozkır, G. Marmara da maki ve ormanlar ,Yıldız dağlarının kuzey yamaçlarında ormanlara rastlanır.

 

 

NÜFUS   VE YERLEŞME

 

1-      En fazla nüfus ve nüfus yoğunluğu.

2-      En fazla kent, en az kır nüfusu.

3-      En çok göç alan bölge. Sebebi, sanayileşme, iş imkanları.

4-      En fazla erkek  nüfus. En az kadın nüfus.

5-      En az doğal nüfus artış hızı.

6-      Yoğun nüfuslu yerler: Çatalca,Kocaeli yarımadası., Güney Marmara

7-      En az nüfus yoğunluğu: Gelibolu, Biga, Yıldız dağlarının iç kesimleri.

 

 

 

 

TARIM

 

1-      En  fazla ekili-dikili alan..Yüzölçümüne göre.

2-      İklim şartlarından dolayı, tarımda ürün çeşitliliği en fazladır.

3-      Modern tarım yöntemleri kullanılmıştır. İntan sif tarım.

4-

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bilgisayar Dersleri ve bilgisayarla ilgili Her Şey

1/11/2008 · Kategori: Bilgisayar Dersleri


DÖKÜMAN İÇERİĞİ




3D MİNİ SÖZLÜK
3D STUDIO MAX
A’ dan Z ’ ye BİLGİSAYAR TERİMLERİ
A+ KURS NOTLARI
AC-DC CONVENTER
ACCESS KURS NOTLARI
ACCESS PROGRAMI
ACCESS VERİ TABANI.doc
ALGORİTMA
ANAKARTLAR
ANSI - ASCII - OSI
API NEDIR
APPEND - Arama Yolu Ayarlama
ARAÇ ÇUBUKLARI
ASP ANA OBJELER
ASP BOOK ÖRNEKLER
ASP GİRİŞ
ASP GİRİŞ 2
ASP KONULARININ DEVAMI
ASP KİTAP 1
ASP ÜZERİNE
Asp’ye giris.Asp nedir
ASP.NET
ASSEMBLER
AUTOCAD DERS NOTLARI
AUTOCAD DERSLERİ
AĞ KURULUMU
AĞ TEKNOLOJİSİ VE GETİRDİKLERİ
AĞ YÜKLEMESİ İÇİN DAHA FAZLA PLANLAMA
B-ISDN YAPISI VE KULLANIMI
BASIC DILI
BAZI İÇERİK KODLARI
BELLEK TÜRLERİ
Bilgisayar ve Programlama nedir
BIOS Sesli Hata Uyarılarının ve POST Mesajlarının Anlamı ve Çözümü
BIOS VE BIOS GÜNCELLEME İŞLEMLERİ
BİLGİSAYAR AĞLARINDA TEMEL KAVRAMLAR.doc
BİLGİSAYAR HAKKINDA BİLGİLER
BİLGİSAYAR KONTROLLÜ KAYAN YAZI DEVRESİ
BİLGİSAYAR ÜZERİNE HERŞEY
BİLGİSAYAR İNGİLİZCESİ
BİLGİSAYAR, VERİ İLETİMİ VE DİJİTAL YAYINCILIK SÖZLÜĞÜ
BİLİŞİM DÜNYASINA GENEL BAKIŞ
BİLİŞİM SUÇLARI
BİR TEXT DOSYASI OLUŞTURMAK
BİR VERİ TABANININ OLUŞTURULMASI
BİRDEN ÇOK DOMAİN İLE ÇALIŞMA
C DERS NOTLARI
C KODLAMA STANDARTLARI
C NOTLARI
C# NOTLARI
C++ DERS NOTLARI
C++ VERİ TİPLERİ
CGI NEDİR
CGI-PERL KULLANIMI
CIFT ANAHTARLI BILGI GUVENLIGI
CMOS NEDİR - TTL NEDİR
Corel Photopaint 10
Corel Photopaint 10 - DEVAMI
CPU
CSS NEDIR
DAİREDE POİSSON
DELPHI
DELPHI ’ DE SQL KULLANIMI
DELPHI MENULERI
DELPHI’DE ŞARTLI ÇALIŞMA VE BLOK KONTROL İŞLEMLERİ
DENETİM MASASI
DIGITAL VERSATILE DISC
Dijital Sinir Sistemiyle Düşünce Hızında Çalışmak - BILL GATES
DISK VE DOSYA KOMUTLARI
DNS - DOMAIN MAIN SYSTEM
DNS’ IN HİYERARŞİK YAPISI
DNS,DOMAIN NAME SYSTEM ( DOMAIN ISIM SISTEMI)
DONANIM
DOS HAKKINDA HERSEY
DOS KOMUTLARI
DOS İŞLETİM SİSTEMİ
DSL ( Digital Subscrible Line )
E-Ticaret’te Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar
E-TİCARET WEB SİTESİ ALTYAPI VE MALİYET
E-TİCARET NEDIR
ELEKTRONİK TİCARET (E-TİCARET) NEDİR
ELEKTRONİK TİCARET NEDİR
ELEKTRONİK TİCARET TERİMLER SÖZLÜĞÜ
ELEKTRONİK TİCARETİN TANIM, KAPSAM VE ARAÇLARI
ELEKTRONİK TİCARETİN TANIMI VE TEMEL ARAÇLARI
EN COK KULLANILAN MODEM KOMUTLARI
ETHERNET TEKNOLOJİLERİ
EV OTOMASYONU KONTROLÜ
EXCEL ’e GİRİŞ
EXCEL 2
EXCELL 2000 FULL KİTAP
EXCELL DERSLERİ
Excell’de Matematik ve Trigonometri işlevleri
FDISK NEDIR
FIR - FİLTRELER
FLASH 5 MAKALE
FLASH DERSLERİ
FLASH DERSLERİ- MASK TEKNİĞİ
FLASH HAKKINDA
FLASH NASIL CALISIR
FLASH NEDİR
FRONT PAGE EĞİTİM NOTLARI
FRONTPAGE 98
FRONTPAGE DERSLERİ
GENERAL INFORMATİON ABOUT INFORMATION and MIS
HACKER ’ LIĞIN KISA TARİHCESİ
HEDEF PROGRAMLAMA
HERKES İÇİN VISUAL BASIC
HTM KİTABI
HTML - DEVAM
HTML NOTLARI
ICON AUTHOR
ICON AUTHOR YAZARLIK YAZILIMINDA HAZIRLANMASI
INFORMIX - 4GL PROGRAMLARININ DERLENMESİ
INTERNET ADRESLERİ VE AĞ SINIFLARI
INTERNET, WEB SERVER ve WEB TARAYICILARI
INTERNET,INTRANET , EXTRANET
INTERTECH
IP ADRESLERİ VE ALT AĞLAR
ISA HAKKINDA HERŞEY
ISDN NEDIR
ISO 9001
JAVA & NESNE YÖNETİMLİ PROGRAMLAMA
JAVA PROGRAMLAMA DİLİ
JAVA SCRİPT
JAVA SCRİPT - DEVAMI
JAVA SCRİPT EKLENTİLERİ
KABLOSUZ AĞ TEKNOLOJİSİ
KULLANICI PROFİLLERİ İLE BİREYSEL AYARLAR YAPMAK
KULLANILAN DEYİM VE FONKSİYONLAR
KİM KORKAR BİLGİSAYARDAN
KİM KORKAR UNİX TEN
LAN (LOCAL AREA NETWORK-YEREL AĞ) NEDİR
LINUX KURULUMU VE BASLANGIÇ
LINUX VE AVANTAJLARI
LIST BOX
LİNUX GÜVENLİK AÇIKLARI
MEKATRONİK NEDİR
MICROSOFT PROJECT
MIDI FORMLAR
MOBİL UYGULAMALARI
MOUSE , SCANNER
MS-DOS VE KOMUTLARI
MY SQL
MİCROSOFT ACCESS 97
MİCROSOFT EXCELL
MİKROKONTROLÖR VE ÇALIŞMA ESASLARI
MİKROİŞLEMCİLER
MİKROİŞLEMCİLER NEDİR
MİNİ HTML
MİNİX İŞLETİM SİSTEMİ
NETWORK ( AĞ ) KAVRAMLARI
NETWORK TEMELLERİ
ODTÜ TEKNOKENT
OFİS PROGRAMLARI
OPEN GL
ORACLE - VTYS ’ ler
OSİ REFERANS MODELİ
PASCAL
PASCAL KODLARI VE ÖRNEK SORULAR
PASCAL PROGRAMLAMA DERSİNDEN GEÇME KLAVUZU
PC SORUNLARINA KOLAY ÇÖZÜMLER
PERL VE CGI
PERSONEL WEB SERVER
PHOTOSHOP
PHOTOSHOP ARA YÜZLERİ
PHOTOSHOP YAZILARI
PHP - DEVAM
PHP - DEVAMI 2
PHP 2
PHP DERSLERİ
PIC 1 ve PIC 2
PLC SİSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
PROBLEM COZME VE ALGORITMA
PROGRAM KONTROL VE DÖNGÜ DEYİMLERİ
PROGRAMLAMA DİLLERİ
PROGRAMLAMA DİLLERİ VE GENEL BAKIŞ
PROGRAMLAMA LAB II
PROGRAMLAMANIN TEMEL KAVRAMLARI VE C PROGRAMLAMA DİLİNE GİRİŞ
PROGRAMMİNG İN PASCAL
PROLOG İLE UZMAN SİSTEM HAZIRLAMA
quickbasickursu.pdf
RAID
ROUTER NASIL ÇALIŞIR
SAYISAL ELEKTRONİK NOTLARI
SES KARTLARI
SES KARTLARINDA BİLMENİZ GEREKENLER
SPAM NEDİR
SQL
SQL NOTLAR
SQL PROGRAMLAMA
SQL SORGULAMA DİLİ
TCP IP ve FİREWAL
TEMEL KONULAR VE KODLAMA
TIP
TOOLBOX (VB KONTROL ELAMANLARI)
TURBO PASCAL ’ a GİRİŞ 2
TWO PORT NETWORKS
UNIX
UYGULAMA YAZILIMLARI
UZAKTAN EĞİTİM TERİMLER SÖZLÜĞÜ
VERI TABANI YONETIMI - DBASE
VERİ TABANI KAVRAMI
VERİ TABANI SORULAMALARI
VERİ TABANI VE BAZI KAVRAMLARI
VERİ TABANI ÜZERİNE
VERİ YAPILARI DERS NOTLARI
VERİTABANI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM
VERİTABANI NEDİR
VISUAL BASIC ’DE BİLGİ GİRİŞ VE MESAJ PENCERELERİ
VISUAL BASIC ’de OPERATORLER
VISUAL BASIC 5.0’IN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
VISUAL BASIC MENÜLERİ
VISUAL BASIC PROGRAMLAMA DİLİNE GİRİŞ
VISUAL BASIC’İ KURULUMU
VISUAL BASİC TİPLERİ
VISUAL BASİC TİPLERİ 2
VISUAL BASİC ’DE DEĞİŞKEN TANIMLAMA
VISUAL C++ PROGRAMLAMA DİLİ
VİRÜSLER
VİRÜSLER HAKKINDA HERŞEY
VİSUAL BASİC ’de DOSYALAMA İŞLEMLERİ
VİSUAL BASİC NEDİR
WAN TEKNOLOJİLERİ
WEB - TABANLI ÖĞRETİM
WEB DERSLERİ - HTML
WEB PROGRAMCISININ EL KİTABI
What is Buffer Overflows Security Risks, Preventive Measures and Exploitation
WİNDOW 2000 KURULUM ADIMLARI
WİNDOWS 2000 ’de DNS
WİNDOWS NT GÜVENLİĞİ
XML
XML ’ e GİRİŞ
XML ’i KAVRAMAK
XML ve XML UYGULAMALARI
YAPAY SİNİR AĞLARI
YAPAY ZEKA
YAZILIM GELİŞTİRME TEKNİKLERİ İLE YAZILIM ÜRETİMİ
YAZILIM VE PROGRAM DİLLERİNİN SINIFLANDIRMASI
YEDEKLEME NEDİR
Çevirmeli Ağ Komut Dosyası Yazma Desteği
ÇEVRE BİRİMLERİ
ÇİFT ANAHTARLI BİLGİ GÜVENLİĞİ
ÜST ORTAM PROGRAMLAMA SUNUCUSU
İKİ BOYUTLU DİZİ
İNTERNET SİTESİ KURALIM
İŞLEMCİLER
İŞLETİM SİSTEMLERİ
İŞLETİM SİSTEMİ



İNDİR:   http://rapidshare.com/files/32910978/Pc-dersler.rar




Not: Çok Büyük bir hazinedir herkesin arayıp bulamadığı bir bilgidir.Güle Güle kullanınız.Alıntıdır bilgi amaçlı kullanılmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bilgisayar Nedir? Proramlama Dilleri Nelerdir? Nasıl Yazılırlar?

Bilgisayar deyince artık tanı(ma)yan kalmamıştır. Bilgisayar deyince çoğunun kafasında bir monitör bir kasa ve klavye belirlenir yani bildiğimiz PC geliyor. Bilgisayar her işi yapar diyenlerle yapamaz diyenler hala tartışa duruyorlar. Buna örnek olarak  yapay zeka verebiliriz. Bilgisayarsız bir gün bile yaşamadığımız bu devirde onu tanımamak ayıp olarak görüyorum. Küçük bir yolculukla bilgisayarı tanımaya başlayalım. Peki, onu tanırsak ne olacak cevap çok basit tanıdığımız bir şeyi nasıl kullanacağımızı çok iyi biliriz;

 

BİLGİSAYAR TARİHİ

Bilgisayarın ilk Türkiye’ye geldiğini hatırlayan vardır. Her yerde “computer” diye okunuyordu. Tarihi şöyle kurcaladığımızda Bilgisayar Matematik keşfi kadar önemli bir yer tutuyor. Her şey bir ihtiyaçtan dolayı kaynaklandı aslında bilgisayara matematiğin somut örneği dersek yanlış bir kavram olamaz.



BİLGİSAYARI NEDİR?  TANIYALIM..

Bilgisayar; kendine önceden yüklenmiş program gereğince çeşitli bilgileri-verileri uygun ortamlarda saklayan ve istenildiğinde geri getiren, çeşitli aritmetik ve mantıksal işlemler yapan; çok hızlı çalışan elektronik bir cihazdır.
Bilgisayarın elektronik kısmına donanım (
hardware), program kısmına ise yazılım (software) denir.

Bilgisayarın gelişiminde şu 4 unsur hiç değişmemiştir.

1. Bilginin Girişi (Giriş birimleri: Klavye, mouse, kamera, scanner, fax-modem vb.)

2. Bilginin saklanması (Hafıza: Harddisk, disket, cd-rom vb.)

3. Bilginin işlenmesi (Beyin: Merkezi işlem birimi-Central Processing Unit-CPU)

4. Bilginin çıkışı (Çıkış birimleri: Monitör/ekran, Printer/yazıcı, plotter/çizici, modem)

 

Bilgisayar programı nedir ?

Bilgisayarın çalışma temelinde işletim sistemi adı verilen ve bilgisayarın çalışabilmesi için gerekli veriler, komutlar ve dosyaları içeren ana program vardır. Bilgisayar açıldığı zaman harekete geçen ve otomatik olarak yüklenen dosyalar ve komutlar, kullanıcının bilgisayarda işlem yapabilmesini sağlayan zemini oluştururlar. İşletim sistemine bilgisayarın ruhu diyebiliriz. Dos, Windows, Linux, Zenix gibi farklı işletim sistemleri mevcuttur. İşletim sistemi de temelde bir bilgisayar programıdır ve bilgisayarın hangi durumda nasıl davranması gerektiğini bildiren komutlar içerir. Bilgisayar komutlarla hareket eder, bilgisayar programları da bilgisayara komut veren ve belli durumlarda belli şekilde çalışmasını düzenleyen, işlemleri sıraya koyan, belli yapılar oluşturabilen komut dizilimleridir.

Programlama Dili Nedir ?
Bilgisayar genel olarak iki kısımdan oluşur. Yazılım(Software) ve Donanım(Hardware). Bilgisayarı oluşturan fiziksel parçalar(Monitör, Klavye, Ana Kart, Hard Disk vb..) bilgisayarın donanım kısmını oluşturur. Bilgisayarın çalışmasını sağlayan işletim sistemi, işletim sistemi üzerinde oluşturulan diğer programlar, bilgisayarın içerisinde bulunan dosyalar vb.. ise yazılım kısmını oluşturur. Programlar programlama dilleri ile oluşturulur. Assembler, Basic, Cobol, Fortran, Pascal, Visual Basic, C, C++ birer programlama dilidir ve her birinin farklı komutları ve kuralları mevcuttur. Programlama dilleri farklı özelliklere sahiptir ve farklı amaçlar için farklı programlama dillerinin kullanılması daha uygundur. C dili matematiksel işlemler, mühendislik ve sistem yazılımlarında daha uygunken, HTLM dili ile internet sayfaları tasarlanır. ASP veya PHP ile internet üzerinden veritabanı uygulamaları geliştirilebilir. Java ve .net(datnet) programlama dilleri yine web(internet) tabanlı programlama dilleridir ve internet üzerinde çok değişik amaçlı uygulamaların hazırlanmasında kullanılırlar. Bu diller ile oluşturulan ****** dosyaları HTML dilinden farklı olarak kullanıcının ulaşabileceği açık kod uygulamaları değildir. Database veya veri tabanı denen ve bilgilerin saklanması, depolanması, sınıflandırılması ve sorgulanmasında büyük kolaylıklar sağlayan diller de (SQL- Structured Query Language, Oracle ) kısmen programlama dili kısmen de database programları olarak kabul edilebilir.

Programlama dilleri ile bilgisayarda çok çeşitli amaçlarla kullanılabilecek programlar oluşturulur. Programlama dillerini insan ile bilgisayar arasında iletişim kuran, insan dilini bilgisayar diline çeviren iletişim kanalı olarak da tanımlayabiliriz. Bilgisayarın kayıt mantığının temelinde elektronik olarak bitler şeklinde yazılan sıfır(0) ve bir(1) den oluşan elektronik veya elektro manyetik kayıt ortamlara veya geçici belleklere yazılan bilgiler vardır(Hard disk, ram, rem bellek vb..). Bu bitlerden oluşan kayıtlar yorumlanarak anlamlı komutlara dönüştürülür. Programlama dilleri ile daha anlaşılır olarak kodlanan komutlar derlenip yorumlanarak daha alt düzeyde elektronik olarak işlenebilen komutlara dönüştürülür.

Bilgisayar Programları Nasıl Yazılır ?
Programlar programlama dilleri ile yazılır. Konuştuğumuz dildeki gramer kuralları, anlam ve mantık ilişkileri gibi programlama dilleri de kurallar, dizilim mantığı ve komutlar içerir. Programlama dillerinde bu kurallar daha katıdır ve yazılanların derlenmesi ve programa dönüşmesi için programlama dilinin kurallarına uyulması gerekir.

Programlara dillerine ait bir arayüz bulunur ve bu arayüz üzerinde programcı yapmak istediği işleme göre gerekli komutları yazar, gerekli formları oluşturabilir. Bu arayüz, programın komutlarının yazılabileceği bir editör, programlama diline ait araç ve nesneler (tools, object, component) bazı yardımcı programlama araçlarından oluşur. Modern nesneye dayalı programlamada, yani OOP(Object Oriented Programming) tabanlı visual programlamada ,programcı formlar oluşturarak, formlar üzerinden yordamlar oluşturmak, nesnelere özellik vermek, yeni nesneler yaratmak, nesneye ait olayları(event) kontrol etmek gibi çok yönlü ve karmaşık süreçlerle ilgili işlemleri yapabilmektedir. Modern programlama tekniğinde komutlar yukarıdan aşağı çalışan ve sırayla işlem yapan tekdüze bir süreci ifade etmez, oluşturulan nesnelere ait pek çok özellik içerir ve süreç tek yönlü değil, bir ağacın dalları gibi farklı yönlerden farklı şekilde işleyebilir.

Bu arayüz aracılığı ile oluşturulan yazılım derlenerek(compile), bilgisayarın anlayabileceği dile çevrilir ve bilgisayarda çalıştırılabilecek bir dosyaya (exe, dll vb..) dönüştürülür. Özellikle web programlamada, oluşturulan kodlar başka bir dosyaya dönüştürülmeksizin direkt olarak yorumlanabilir. Yani bazı kodlar açıktır(HTML vb..) derlenerek exe vs..gibi dosyaya dönüştürülmeden kullanılır.

Programcı nasıl çalışmalıdır ?
Programcılık her şeyden önce sabırlı olmayı gerektiren bir meslektir. İstenilen sonuçlara ulaşmak çoğu zaman sabırlı ve sistemli bir çabayı gerektirir. Programcı yaratıcı ve araştırmacı olmalı, hızla değişen ve yenilenen yazılım ve bilgisayar-teknoloji dünyasını takip etmeli, yeniliklere açık olmalı, analitik düşünebilmeyi, analiz yapabilmeyi, analizlerden sonuçlar çıkarmayı iyi bilmelidir. Programcılıkta mantık birinci derecede önemli bir öğedir ve mantık kurallarının çok iyi bilinmesi gerekir.

Programcı her şeyi önceden tasarlayamasa da bir projeye başladığında olası adımları önceden planlayarak bir akış diyagramı oluşturmalıdır. Algoritma denen bu akış diyagramı ile işe nereden başlanılması gerektiği, belli adımlarda neler ile karşılaşılabileceği, bu adımların farklı seçeneklerinde nasıl davranılması gerektiği, nerelerde esneklik tanınabileceği, oluşturulan çerçevenin sınırlarının ne olacağı belirlenmelidir. Başlangıçta bu planlama yapılmadığı takdirde, farklı şekilde oluşturulan ve belli bir aşamaya gelmiş bir projeye yeni bir mantığın adapte edilmesi çok külfetli ve zaman alabilen bir işleme dönüşebilir, hatta bazen imkansız hale gelebilir. Bu durumda tekrar başa dönülmesi, yapılan işin ve harcanan zamanın boşa gitmesi istenmeyen ama sık sık karşılaşılan bir durumdur.

Başka bir alandan bir örnek vererek ne söylemek istediği açıklamaya çalışayım. Diyelim ki 10 katlı bir bina yapmak için bir plan hazırladığınızda nasıl temelde kullanacağınız demir ve beton miktarını, kolon genişlikleri ve yerini 10 kata göre hesaplayıp binanın temelini ona göre atıyorsanız, bilgisayar programcılığında da temelde oluşturacağınız altyapıyı, yapının tümünü düşünerek oluşturmak zorundasınız. Temeli 10 katlı binaya göre atıp 100 katlı bina inşa edemezsiniz. Başka bir yönden şöyle düşünelim; 10 katını yaptığınız normal betonarme bir binanın tüm katlarını 3 metre tavan yüksekliğinde inşa ettikten sonra fikir değiştirip 5. ve 6. katlarını 4 metre yapamayacağınız gibi bilgisayar programcılığında da geriye dönüşü çok zor olan yapılarla karşılaşabilirsiniz. Fakat aynı binayı prefabrik olarak değişik malzemelerden oluşturup gerekli vinç mekanizmasını koyarak esnek olarak tasarlarsanız istediğiniz katın yüksekliğini değiştirebilirsiniz. Tasarlanan programın da mümkün olduğu kadar esnek olması ve değişimlere açık bir yapıya sahip olmasında sayısız yarar vardır. Parametrik ve fonksiyonel olarak tanımlayabileceğimiz yapılarla oluşturulan yazılım hep yazılımcı için hem de programı kullanan kullanıcı için çok daha büyük kolaylık ve esneklik sağlayacaktır.

İyi bir programın kıstasları nelerdir ?
Eğer yapılan program kapsamlı ise çok karmaşık ve çok ihtimalli bir yapı üzerinde inşa edilmiş demektir bu kapsamlı ve karmaşık yapının kullanıcıya en basit haliyle yansıtılması gerekir. Yani kullanılan program kullanıcıya yansıyan kısmında karmaşık tasarımlar, gereksiz form ve pencereler, fazla sayıda menü ve buton yerine sade ve anlaşılır bir arayüz oluşturulmalı yani kolay kullanılabilmelidir. .İyi bir program her şeyden önce amaca uygun olmalı, programdan istenilen sonucu verebilmede başarılı olmalıdır. Program parametrik bir yapıda farklı seçeneklerde farklı sonuçlar vererek, kullanıcılara daha fazla sayıda alternatif sunmalı mümkün olduğunca hatalardan arındırılmalıdır. Yukarıda da basedildiği gibi esnek olabilmeli, yeni şart ve durumlara mümkün olduğunca kolay adapte edilebilmelidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::